Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 V.V.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Vincent Valentine
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Gerçek Adı : Lolicanlı.
Mesaj Sayısı : 46
Kan Durumu : Melez.
Taraf : Leslie Chow.
Kişisel Özelliği : Sessiz, sakin.

MesajKonu: V.V.   Paz 3 Ağus. - 14:01:09

Ahşap merdivenlerin gıcırtısı eşliğinde usulca Lanaya'yı bekletmek zorunda kaldığı odaya doğru yürüdü. Sabırla ve sıkılmadan onu bekleyen kadının yüzü Aizen'i görmesiyle sempatik bir hâle büründü. Aralarındaki dostluk o kadar eskiye dayanıyordu ki sayamamışlardı kaç yıl geçtiğini. Vitaly'nin her zamanki çapkınlıklarının kurbanı olan biriydi ilk başlarda onun gözünde Lanaya. Fakat gün geçtikçe birbirlerine ne kadar bağlı olduklarını gözlemlemiş, şahit olmuştu. Şu an dahi Vitaly'nin Lanaya'yı sevdiğine emindi eğer onu biraz tanıyorsa. Kadının yüzündekine benzer bir samimiyeti yüzüne yerleştirdiğinde yanına doğru yürüdü. Ayağa kalkan kadınla yaklaşık bir kaç dakika sarılmışlardı. Keza görüşmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Vitaly'den sonra değer verdiği tek arkadaşı olan Lanaya'yı buraya çağırma nedeni biraz tatsız bir konu olsa da ondan başka kimsenin bu işi yapamayacağını biliyordu ve o yüzden içi rahattı. Gül kurusu dudaklarını aralayarak sakin bir tonla sorusunu yöneltti. "Bir şeyler içer misin?" Başıyla onaylayan kadın tekrar yerine oturduğunda mini bara doğru yöneldi. Kemikli parmaklarıyla iki viski bardağı ve bir adet viski şisesi aldı. Buzlu camdan yapılma bardağa viskileri doldurduktan sonra önce Lanaya'ya uzattı.

"Seni buraya neden çağırdığımı biliyorsun sanırım."
"Biliyorum tabi ki. Beni çok özledin."

Kesik bir kahkaha odayı sardığında Lanaya'nın gözlerinden okunan farkındalığı ve duruma gösterdiği hassasiyeti Aizen'in tatmin olmasını sağlamıştı. Örgütten çıktığından beri aklını kurcalayan düşüncelerin gerçek olmasından korkuyordu. Tek korkusu ona zarar gelmesiydi zira kendisini öldürebilecek bir suikastçı yoktu. O yüzden Aizen için değerli buldukları ne varsa yok etme emriyle geleceklerdi, biliyordu. Lanaya'yı uğurladıktan sonra vücudunu kanepeye bıraktı. Ellerini başının arkasında birleştirip donuk mavi gözlerini tavana dikti. Lanaya'ya uyguladıkları mührün çalışmasını umut ediyordu. Zira çalışmadığı takdirde Lanaya'nın omuzlarına biniyordu yük ve göz göre göre kadim dostunu ölüme sürüklemesi Aizen için bile sınırı aşmaktı.

Günümüz.
Yatağından sıçradığında gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Buz mavisi gözlerinde zerre parıltı kalmamıştı ve ruhu acı çekiyordu. Şakaklarından akan soğuk terler bir bir damladığında koşmaya başladı. Lanet olası cisimlenme olayını hiçbir zaman becerememişti ve bunun cezasını çekmekle mükellefti. Bir an bile duraksamadan koştu. Yorulmadı, dengesini kaybetmedi, umudunu kaybetmedi... Gözlerinin önüne gelen silüet daha hızlanmasını sağlıyordu. Yanıp sönen neon ışığını görmesiyle meşe kapıyı kırıp içeriye atlaması bir olmuştu. Seryna'nın tepesine çöken suikastçının adeta üzerine atlamıştı aç bir aslan timsali. Suikastçıyı yere yapıştırdığında o anlık sersemlemesinden faydalanıp kapşonunu açtı. Mortred... "Lanaya! Seryna'yı al şuradaki odaya geç. Acele et!" Sağ elmacık kemiğine yediği yumrukla sendeleyen Aizen karşısındaki rakibin kim olduğunu çok iyi biliyordu. Örgütte en başta gelen suikastçılardan birisiydi. Suikastçıların anası niteliğindeydi ve hatta bazı suikastçıların ona taptığı bile söylenirdi. Örgütün kendisine bu kadar öfkeli olmasını anlayabiliyordu. Üzerine çöken ağırlık ve bıçağın soğuk çeliği şahdamarına baskı uyguluyordu. Bir kıza karşı dövüşmenin avantajı bu sefer yoktu. Zor bela üzerinden ittiği kadın tekrar ve tekrar atağa geçiyordu Aizen ise sadece savuşturmakla yetiniyordu. Açılan kaşından akan kanlar görüşünü zorlaştırıyordu. Savuşturamadığı her bir atak öldürücü bir darbe indiriyordu genç adama. Göğsünde derin bir yarık açılmıştı ve kollarının da durumu hiç iyiye gitmiyordu. Kullanabileceği bir büyü vardı fakat hiçbir yerde kullanmayacağına dair yemin etmişti. Şartlar neyi gösterirse göstersin... Fakat kız kardeşinin durumu söz konusuydu ve yeminini hiçe saymak zorundaydı. Arka cebinden çıkardığı asasını usulca şaklattı. Asa bir anda mavimtrak bir çeliğe dönüşmüştü. Mortred'in ufak çaplı şaşkınlığını kullanarak kanla bezenmiş dudaklarını usulca araladı. "Kyōka Suigetsu." Öne, yatay bir şekilde uzattığı kılıç bir anda ufak parçalara ayrılıp yok oldu. Odanın her bir metrekaresinde Aizen'in silüeti kanlı canlı olarak belirmişti. Hepsi acı hissedebiliyor, tepki gösterebiliyordu. Duyguları vardı ve gerçeğinden ayırt edilebilecek hiçbir yanı yoktu. Birebir kendisini klonlamıştı. Mortred'in bu yeteneği ilk defa gördüğü gözlerinden okunuyordu. Örgütün en hatrı sayılır suikastçısı olduğunu bir kez daha gözden geçirmesi gerekmekteydi. Sinirden çılgına dönen Mortred görüş açısındaki her bedene saldırmaya başladı. Saldırmadığı bedenler o saldırana kadar tepki göstermiyordu. Hemen hemen hepsini seri bir şekilde parçalamıştı fakat son olarak iki tane kalmıştı. Aizen'in gerçek bedeni ve ilizyonu... Yanlış seçimi yaparak ilizyona saldırmasıyla beraber Aizen, Mortred'in arkasında belirmişti ışıktan bile hızlıydı. Kılıç birleşmiş ilizyon ortadan kaybolmuştu. Mortred'in kalbine sapladığı kılıcı köprücük kemiğine kadar yardı ve sert bir hamleyle kılıcı çıkardı. Çeliğin üzerinden akan kanlar Zakkum'u suluyor ve daha güzel günler görebilmesi için onu biraz daha olgunlaştırıyordu. Yere yığıldığında fısıltısı bıçak gibi kesmişti atmosferi. "Seryna..." Mortred'in cesedini görmesiyle ufak bir tebessümle birlikte gözleri kapanmıştı. Belki de son görevini yerine getirmiş olmanın huzuru kaplamıştı ruhunu...

Her şey, bizim planlarımıza göre gider...
Her şey, Japonya'nın Karakura isimli bir şehrinde göreve gönderilmesiyle başlamıştı. Her ne kadar ilk görevi olmasından dolayı heyecanlı olsa da soğukkanlı gözükerek etrafındaki rütbelilerin yanlış bir düşünceye kapılmasını engelliyordu. Henüz onbeş yaşında idi ve yaşıtlarına göre biraz daha olgundu. Omuzlarındaki sorumluluk onu her geçen gün biraz daha olgunlaştırıyordu. Hayata karşı bir sıfır yenik başlaması, onu diğerlerinden daha farklı kılıyordu. Aynı kardeşi gibi... Cebinde duran cılız bir asa ile birlikte gönderilmişti Japonya'ya. Ne olacağını, nasıl olacağını bilmiyordu. Elinde ufak bir büyülü kitap taşıyordu. Gideceği dükkanın adresini belirten kitap örgüt tarafından özel olarak yapılmıştı ve örgüte yeni katılanlara yardımcı olmak amacıyla veriliyordu. Okyanus mavisi gözlerinden yansıyan güneşin parıltısı dükkanın tabelasıyla buluştuğunda elindeki kitabı tekrar kontrol etti. Yapması gereken görev bu dükkandaydı fakat gün ortasında yapabileceği bir iş değildi. Gece olana dek bekledi. Asasını eline alıp kemikli parmakları arasında dolaştırdı ve düşündü sadece. Gece olduğunda ise kimseye görünmeden içeriye girmişti. Ölüm emri verilen adamı gözüne kestirmişti lakin karşısındaki adam çok yaşlıydı. Ak düşmüş kaşları neredeyse gözlerini kapatıyordu. Yüzünde belirginleşen kırışık hatlar yaşadığı onca yılın tecrübesini barındırıyordu. Adam farkında olmadan ani bir büyüyle saldırdı. "Glacius!" Genç büyücünün yaptığı büyüyü tek eliyle savuşturan yaşlı adamla göz göze gelmişti. Soğuk soğuk terlemişti ve ne yapacağını bilemiyordu. İhtiyar yavaş yavaş yanına yaklaşıyordu. Göbeğine kadar uzanan bembeyaz sakalı usul usul sallanıyordu. Yürürken ona destek olan asası çok eski görünüyordu. Aralarında bir kaç metre kaldığında ihtiyar durdu. Asasını yere vurdu ve içinden çıkan kılıca seslendi. "Ryūjin Jakka!" Bir anda cehennem gibi ateşle kaplamıştı odayı. Kılıcından alevler çıkıyordu ve görüp görebileceği en yoğun, en sıcak alevler olduğunu düşünmüştü. Sıcağa daha fazla dayanamayıp yere düştüğünde küstah ve bir o kadar sinirliydi. "Beni öldürebileceğini düşünüyorsan, üzülerek söylemeliyim ki yanılıyorsun." Dudağından çıkan son harfle birlikte Aizen'in sağ tarafının bir kaç milimetre ötesine sert bir darbe indirdi ihtiyar. "Ruhunda yatan gücü keşfetmen için sana yardım etmeme izin ver küçük adam." Kocaman açılan gözleri, duyduğu şeyi idrak etmeye çalışan kulakları ve olan bitene anlam vermekte zorlanan beyniyle baş başa kalmıştı Aizen. Arkasındaki ahşap masaya yönelen ihtiyarın açığını yakalamış olduğunu düşündü ve tam bir hamle yapmaya kalkışacakken bileğini kavrayan cılız fakat bir o kadar da güçlü parmaklarla karşılaştı. "Bu kılıcı al çocuk. Onunla ne kadar konuşmaya çalışırsan, antrenman yaparsan, bir o kadar güçlü olacağını göreceksin." Elinde duran mavimtrak çeliğe hayranlıkla baktı. "Örgüte geri döndüğünde ise onlara beni öldürdüğünü söyle. Bu adamların bana gönderdikleri bütün suikastçılar Ryūjin Jakka'mın elinden ölümü tattılar. Fakat sen onlar gibi değilsin." Anladığını belli etmek amaçlı mahçup bir şekilde başını öne doğru eğdi Aizen. Kılıcını beline yerleştirip kapıya doğru yöneldi. Dışarıya çıkmadan önce arkası ihtiyara dönük bir şekilde konuştu.

"Adı ne bu kılıcın?"
"O sana söyleyecektir."

~~
Gözlerini açtığında gördüğü çehre Seryna'ya aitti. Az önce geçmişini kısa bir film timsali seyreden Aizen, ölümle burun buruna gelen adam şu an iyiydi. Hala ağrısı vardı. Yaraları hala acıyordu. Ama Seryna'yı görmesi kendisini daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Kızın dizlerinden başını kaldırdı ve olduğu yere oturarak sırtını ahşap duvara yasladı. Bakışları önce Lanaya'ya daha sonra Seryna'ya kaymıştı. Kendisi gibi ağır yaralanan Lanaya, Aizen'le göz göze geldiğinde buruk bir tebessüm yerleştirebilmişti çehresine. Zira o olmasaydı Mortred ile tek başına dövüşecek gücü kendisinde bulamazdı. Seryna'yı diğer odada koruyor olduğunu bildiği için gönül rahatlığıyla, tüm gücüyle savaşmıştı. Yüzünde geniş ve sıcak bir gülümseme hakimdi. Sağ eliyle saçını düzeltip arkaya attığında dudaklarından çıkan soru Seryna'nın şaşkın bakışlarıyla bezenmişti. "İyi misiniz?"


Şimdilik göğüs gerdikleri sorunları birlikte çözmüşlerdi lakin bundan sonrası için de tetikte olmalılardı. Örgüte girmesinin sebebi Seryna'yı korumak iken örgüt yüzünden onu korumak zorunda olması da fazlasıyla ironikti. Gülümsedi, Seryna'nın anlamsızca bakan göz bebeklerinin yansımasından görebiliyordu kendisini. Elini uzattı Lanaya'ya doğru. Kurumuş kan derisine nüfuz etmişti. Günün anlam ve önemini belirtiyordu bir nevi. Lanaya, Aizen'in ayağa kalkmasına destek olduğunda bir an uçacakmış gibi hissetti. "Bazen ne kadar güçlü olduğunu unutuyorum, kahretsin." Seryna'ya uzattığı kemikli parmakları karşılık bulduğunda nazikçe onu da kaldırdı. Bara yönelip kendisine bir viski doldurduktan sonra taburelerden birine usulca yaslandı. Yanındaki tabureyi eliyle işaret ettiğinde Seryna, Lanaya ile bir göz temasında bulunmuştu fakat onaylayan kadının akabinde tabureye yerleşti. "Bütün bunların neden gerçekleştiğini bilmiyorsun. Benim kim olduğumu bilmiyorsun. Lanaya'yı aslında tanıdığını zannediyorsun ama onu bile tanımıyorsun. Sanırım anlatacak çok şey var." Tekrar güldü. Durumlarının nasıl olduğunu kontrol etmek için sorduğu soruda da aynı gülümseme vardı. Genelde insanlara düşüncelerini, aklından neler geçtiğini belli etmemek için sürekli yüzü gülerdi fakat bu seferki içten ve samimi idi. İşaret parmağındaki yüzüğün buzlu cam üzerinde bıraktığı sesle birlikte büyük bir yudum aldı viskisinden. Boğazının yandığını hissedebiliyordu. "İşte bu... İşte bu güzel bir viski." Meraklı gözlerle onları izleyen Seryna'yı daha fazla merakta bekletmemek adına dudaklarını araladı fakat Lanaya lafını kesmişti.

"Parasını ödediğini sanmıyorum."
"Ah, evet yeterince ödedim bence."
Viskisini fondip yaptıktan sonra tekrar konuşmasına başlamaya çalıştı. "Öncelikle benim adım Aizen... Aizen Németh." Seryna'nın az önceki şaşkınlığı on kat artmıştı. Lanaya'nın sinsi sırıtmaları dur durak bilmeden devam ederken Aizen olan biteni nasıl anlatacağını düşünüyordu hala. Çiseleyen yağmur Gri Zakkum'un duvarlarına çarpmaya devam ederken, Aizen de konuşmaya devam etti. "Görüldüğü üzere senin abinim. Fazla düşünmeye gerek yok sanırım bunu anlamak için. Anne ve babamınız bir trafik kazasında öldüğünü biliyorsun sanırım ki bu da bir kanıttır abin olduğuma; aslında sadece anne ve babamız ölmemişti." Duraksadı. Kelimeler boğazında düğümleniyordu ve Lanaya hiç de yardımcı olmuyordu. "Sen de ölmüştün. Cansız bedeninin yanında saatlerce ağladım. Göğüs kafesini yumrukluyordum, uyanman için, bağırıyordum. Uyanmadın. Saatlerce bağırdım Tanrı'ya seni geri döndürmesi için, fakat cevap vermedi. Sanırım daha önemli işleri vardı."

Cebinden çıkardığı sigara paketini kuruyan dudaklarının arasına yerleştirdi. Lanaya işin eğlenceli kısmından uzaklaşıldığı andan itibaren ciddi bir şekilde onları izliyordu. Aizen ise Seryna ile göz teması kurmuyordu olan biteni anlatırken. Sigarasını alevlendirip ciğerlerine sert bir duman çekti. "O sel birikintisinde seninle birlikte bekledim sabaha kadar fakat bir süre sonra uyuyakalmıştım. Güneş doğduğunda olay yerine bir sürü insan doluşmuştu kendime geldiğimde yanımda olmadığını fark ettim. İnsanlara soruyordum senin nerede olduğunu ama hiçbir yanıt alamamıştım. Arkamdan duyduğum sesle birlikte kendime geldim. Senin sesindi. Rüya olduğunu zannettim. Hala uykudayım zannettim. Ama değildi. Yanında bir kadın vardı..." Seryna'nın göz bebekleri Lanaya ile buluşmuştu. "Doğru tahmin. Lanaya aslında bir Şeytan. Seni tekrar canlandırdı ve karşılığında ruhunu ona satmış oldun. Belki de böyle bir şeyin olmasını istemezdin, bencilce davranıp senin geri gelmen için çok yalvardım, affet."

Sigarasının külü maun zemine düşüp parçalanırken dolan gözlerinden akan bir damla yaş çiğ tanesi gibi süzülmüştü yanağından. "Bir daha buna benzer şeyler olmaması adına, seni korumak adına örgüte girdim. İyi eğitim aldım. Örgütten ayrılıp seninle vakit geçirmek istemem, örgüttekilerin hoşuna gitmedi ve karşılığında Mortred'i gönderdiler." Kadının yerde yatan bedeninin yanına gidip diz çöktü. Miğferini çıkarıp başını kollarının arasına aldı. Gözünün önüne düşen bir tutam saçı işaret parmağının tersiyle kulağının arkasına doğru itti. Eliyle usulca kadının yanağını okşuyordu. Özür dilerim...

Kulağına çarpan kelimeleri beyni algılamak istemiyordu. İkilinin konuşmaları sadece bir uğultudan ibaretti bir süreliğine Aizen için. Mortred'i düşünüyordu. Kendisini ölümden döndüren kız kardeşi aynısını Mortred için de yapabilir miydi? Eğer böyle bir şey mümkünse bile bunu isteyemezdi. Bir anda başına bir kıyamet bela açmıştı zaten. Gerçi kendisinin de o kadar yara almasının sebebi tamamen duygusal bir şekilde dövüşmüş olmasıydı. Aizen'in ölmesine imkan yoktu. Elindeki güç ile Tanrı sayılabilecek bir adamdı. Beş duyu organını birden yanıltabilen bir silahı vardı. İnsanların her şeyi sorgulaması gerekiyordu Aizen karşısındayken. -Ben gerçek miyim? Bu gerçek hayat mı? Aizen şu anda karşımda mı? Veya karşımdaki aslında kim?- Şeklinde soruların ister istemez karşısındaki düşmanı tarafından sorulmasını sağlıyordu. "Burayı seyret Aizen." Lanaya'nın umarsız ses tonu bulanık vaziyette gelmişti kendisine. Mortred'i usulca yere bırakarak ayağa kalktı. Göz yaşları çoktan kurumuştu yanağında. Gözleri dolmuş vaziyette olanları seyretmeye başladı. Lanaya'nın oluşturduğu kan kırmızısı büyü çemberleri Gri Zakkum'un rengini bir anda değiştirivermişti bir kaç saniyeliğine. Akabinde sarıya dönen çemberlerle birlikte mekanın camlarına vuran rüzgar, oluşturduğu basınçtan dolayı bir kaç tanesini yerle bir etmişti bile. Seryna'nın etrafında dolaşan yıldırımlar bir bıçak timsali vücudunu saran elbiseyi parçalamaya başlamıştı. Bu denli gücün kontrol edilmesi ilk zamanlarda bir hayli zor olacağa benziyordu. Kardeşinin bununla birlikte yaşamayı öğrenebileceğinden emin değildi. Aizen yüzünden yaşanılan zoraki bir hayat olacaktı.

Tutturduğu saçları açılmış, beline kadar uzanmıştı. Akabinde üzerini saran kumaşla birlikte ayakları yerden kesilen Seryna, tekrar Gri Zakkum'un zeminine ulaşabilmişti. Avuç içlerinden çıkan yıldırım o kadar yoğun ve ağırdı ki Aizen'in gözlerini kamaştırmıştı. Nihayet ortam sakinleştiğinde Seryna yardım bekleyen bir kedi misali dolu gözlerle bakmıştı etrafına. Usulca kardeşine yaklaştı Aizen. Kızın elini kavramasıyla birlikte Seryna elini çekip heyecanlı bir şekilde sesini yükseltmişti. "Dikkat et!" Yıldırımlar ona zarar veremezdi. Bizzat Tanrı'nın kendisi bile ona zarar veremezdi. Güldü. Kızın elini tekrar tuttuğunda dudaklarını araladı. "Bir şey yok. Gördün mü?" Göz bebekleri Lanaya ile buluşmuştu. Tatminkar bir şekilde Seryna'yı seyreden kadının dikkatini çekti. "Lanaya bundan sonra benimle birlikte kal. Her şey açığa kavuştuğuna göre sorun olmayacaktır. Böylelikle yalnızlıktan da kurtulurum." Kadın onaylar onaylamaz kardeşine çevirdi bakışlarını. "Artık bu gücün kontrolü sende istediğin zaman kullanabilir, istediğin zaman normale dönebilirsin. Ağır geliyor olabilir ama zamanla üstesinden gelip ustalaşacağından şüphem yok. Birden bire karşına çıkan rastgele bir adam olarak bunu sana söyleyemem fakat kendini hazır hissettiğinde benimle birlikte kalabilirsin." Gri Zakkum'un kapısına doğru yöneldi adımları. Bu sefer kardeşine zarar gelmemişti lakin bi dahaki sefer yetişemeyebilirdi. Seryna'nın sürekli göz önünde olması açısından da aynı evde kalmaları fazlasıyla iyi olurdu. Mortred'in yerde yatan bedenini kollarının arasına alıp kaldırdı. "Adresi verdiysen gidelim Lanaya. Biraz yalnız kalıp dinlenmeye ve düşünmeye ihtiyacı var." Kendisini takip eden kadınla birlikte mekandan ayrıldı. Bundan sonra her şey Seryna'da bitiyordu. Avuçlarının arasında duran gücün kudretini sandığından daha yüksekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Valeria Nerissa Wesley
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
avatar

Gerçek Adı : Ebrukot.
Mesaj Sayısı : 137
Kan Durumu : Melez.
Taraf : Bakanlık.
Kişisel Özelliği : Hafif Ukala.
Rp Partneri : Crownie.

MesajKonu: Geri: V.V.   Paz 3 Ağus. - 14:04:19

    RP Puanınız: 94
    AO'ya hoşgeldiniz. Keyifli rol oyunları dileriz ^^

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
V.V.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter ve Rol Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: