Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 marjouire, leia.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Leia Marjouire
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf
avatar

Gerçek Adı : Mina.
Mesaj Sayısı : 7
Kan Durumu : Melez.
Taraf : Aydınlık.
Kişisel Özelliği : Aşırı soğukkanlı bu hatun.
Rp Partneri : Ksenija olmalı, tabii Tugi'nin karakterlerini yine karıştırmıyorsam, yis.
Özel Yeteneği : Tam Görücü.
Evcil Hayvan : Albele isminde bir Sibirya kurdu var.

MesajKonu: marjouire, leia.   C.tesi 2 Ağus. - 10:38:53

Günün ışımasıyla ayılmaya başlamıştı. Yine zorlu, fakat dolu dolu bir gün olacaktı onun için. İçeriye giren ışık huzmeleri, gözünü aldığından, gözlerini kırpıştırdı. Akşam havanın sıcak olmasına karşın, sabah ayazı buz gibiydi. Nerede uyandığı hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Kimin evinde olduğunu, geceyi kiminle geçirdiğini bilmiyordu. Doğrusunu isterseniz umrunda da değildi. Hayatta umursamadığı öyle çok şey vardı ki genç kızın. Âh beni eleştirmek için amma erken bir saat seçmişsin, bu kadar sıkıcı olmayı bıraksan, ha? Gözlerini eliyle ovuşturduktan sonra banyoya yöneldi. Aynadaki siması karşısında şaşkındı. Sabah olmasına karşın fazla enerjik ve mutlu görünüyordu. Normalde insanlar sabah mahmurluğu olarak adlandırdıkları yüz ifadesi ile uyanırlardı. Lâkin dağılmış dalgalı kızıl saçları dışında, yüzünde onu rahatsız eden en ufak bir ayrıntı dahî yoktu. Yeşil gözleri, ağaçların yapraklarını, çimenleri kıskandıracak denli parlak bir yeşil rengindeydi. Yüzü mükemmeldi. Normalde kendisiyle övünmeyi sevmezdi, fakat bugün hakikaten doğal bir güzellik, enerji aurası hakimdi genç kıza. Belkide yorucu bir gün olacağı için, Tanrı ona güç veriyordu böylece. Duaları karşılıksız kalmadığı için mutluydu. Hristiyan olması, inançsız olmasını gerektirmiyordu en nihayetinde. Saçlarını sımsıkı bir topuz yaptıktan sonra yüzünü yıkadı. Bugün ki stajı iyi geçecekti. Kötüyü çağırmanın bir mantığı yoktu. Olumlu düşünecekti ki, olumlu olsundu. Yüzüne her zaman ki gibi o neşeli gülümseme hakim olmuştu aniden. Bu içindeki anlamsız mutluluğun, kendince dışavurumuydu. Üzerine rastgele bir şeyler geçirdi. Her zaman rahat giyinmeyi, şık girinmeye tercih ederdi. Ödevi için Londra'nın meşhûr akıl hastanelerinden birine gidecekti. Bakalım konuşacağı hasta nasıl biriydi? Daha doğrusu neden buradaydı? Hangi sebepten ötürü? Kafasını kurcalayan bu soruları, şimdilik göz ardı ederek kendini kapıdan dışarı attı.

Konuşmayı ancak sabahın erken saatlerinde yaparsa, verim alabileceğini söylemişti üniversitedeki öğretmenleri. Bu sebepten ötürü her zamankinden daha erken bir saatte kalkmış, tanımadığı birinin evine birkaç çeşit kıyafet getirmiş ve evde kimse yokken evden çıkmıştı. Belkide bir evi olmamasının en kötü yanı buydu. Sürekli göçebe bir yaşam sürüyordu. Bir yerde, iki geceden fazla kalmıyordu. Gerçi şikâyetçi değildi de, sınav öncesi zor oluyordu. Dizlerinin üzerinde ve dibinde psikoloji kitapları, etrafta bağırıp şarkı söyleyen insanlar, onu öpen birkaç delikanlı ve ortama sürekli bir şekilde hakim olan içki kokusu eşliğinde çalışmak oldukça sıkıntılı oluyordu. O partiden, bu partiye atladığı ve insanların onsuz parti yapmak istemedikleri gerçeği vardı birde. Kafa kız olduğu doğruydu, etrafındaki insanları deli gibi eğlendirdiği de. Hoş, etrafındakilerden çok kendi eğleniyordu ya. Neyse. Şimdi mühim olan bunlar değil, akıl hastanesini bulmaktı.

İçeriye girdiğinde hoşlanmadığı hastane kokusu bütün benliği sarıp sarmalamıştı. Akıl hastanesi de olsa, normal hastane de olsa kokusu her daim aynıydı. Bu kokuya maruz kalmak zorunda olanlara acıyarak, hastalara şifa dileyerek giriş bölümüne ilerledi. Hangi üniversitede okuduğunu, kaçıncı sınıf olduğunu, tabii ki ismini ve soyismini, birde öğretmeninin adını söyledikten sonra ellerine tutuşturdukları dosyayla üçüncü kata yollandı. Yanında ona eşlik edecek olan hemşireyle aralarında kısa bir konuşma geçti. Nihayet asansörde elindeki dosyayı inceleme fırsatı bulmuştu. İlk başında genç kızın cv'si niteliğinde bir biyografisi mevcuttu. Diğer sayfada ise görüşeceği hastanın ki. İlerleyen sayfalarda da gözlem raporu için bolca boşluk vardı. Hastasının ismi Edmund Drondé'ydi. Fransız olduğu yazılıydı. Eşini ve çocuklarını kaybettikten sonra şizofreni teşhisi konmuş, pek çok kez intihara teşebbüs etmişti. Bu seni biraz zorlayacak gibi Anastazja. Umarım her işin üstesinden geldiğin gibi bunun üstesinden de gelebilirsin. Bol şans! Telefonunu sessize aldıktan ve hemşireden kapıda beklemesini rica ettikten sonra yavaşça kapıyı tıklattı.

Dağınık, hafiften ağarmaya başlamış kahverengi saçlarıyla, yaşı inanılmaz bir tezat oluşturuyordu. Adam en fazla otuz gösterdiği hâlde, tam kırk bir yaşındaydı. Hemşirenin bir olay olacağı takdirde, acil müdahelede bulunacağından emindi. Fakat buna gerek kalmamasını gönülden istiyordu. Edmund kıza gülümseyen gözlerle bakıyordu. ‘’'Hoş geldin Eléna. Beni bu kadar bekletmeyeceğini söylemiştin. Annen ve ben seni bekliyorduk. Kayboldun sandık.'' Âh, Eléna kaybettiği kızıydı. Şimdi onu kızı olarak hayal ediyordu. Zaten benziyorlardı da. Kızında kızıl saçları ve yemyeşil gözleri vardı. ''Afedersiniz, fakat ben kızınız değilim. Şey Greenwich Üniversitesi'nden geliyorum. Psikoloji bölümünden. Mümkünse sizinle konuşmak istiyorum?'' Adamın gözlerinde öyle bir hayal kırıklığı belirdi ki, kız içinin acıdığını hissetti. Odaya buram buram hüzün hakimdi. Umutsuzluk ise elle tutulur derecede hissedilebiliyordu. Bu ürkütücüydü. Ailesini kaybeden birine ne söylenebilirdi ki? Nasıl bir teselli cümlesi uygun olurdu? Ha şayet ki uygun oldu, nasıl teselli olurdu aptal bir cümle böyle bir insana? Adam gözlerini kızdan kaçırıp konuşmaya başladı. ''Özür dilerim. S-Sadece kızımızı bekliyorduk. Geleceğini sanıyorduk ama gelmedi. Onu görmedin değil mi? Elbette konuşabiliriz. Günümüzün tamanını burada oturup, aylaklık yaparak geçiriyoruz.'' İçi acıyordu kızın. Tekil şahıs iken, çoğul şahıs hâlinde konuşması bile hasta olduğunun göstergesiydi. Odası bembeyazdı. Kahverengi ahşaptan iki sandalye vardı, karşılıklı vaziyette duran. Adamın karşısında oturmak istiyordu, fakat adam hayali karısının orada olduğuna inanıyordu. Çünkü ne zaman kıza bakmasa, mutlaka sandalyeye bakıyor, bir şeyler mırıldanıyordu. Dudaklarını ısırdı, ardından derin bir nefes aldı. ''Özür dilerim. Şey aileniz için. Acaba onları ne zaman kayb-.'' Cümlesini kendisi kesti. Kaybettiğini söylemek, onu üzebilirdi. Sonuçta henüz onu kaybettiğine inanamıyordu. Şaşkın bakışları da bunun en bariz kanıtıydı. ''Yani şey, trafik kazasından sonra neler oldu? Nasıl hissettiniz? Sizi istemeden incittiysem özür dilerim. Gerçekten. Fakat psikoloji öğrencisiyim. Öğretmenlerim beni bundan sorumlu tutuyorlar ve yazmam gereken bir gözlem raporu var.'' Adamın gözlerindeki anlayış, içindeki korku ve endişeyi bir nebze de olsun dindirebilmişti. Şimdi daha iyi hissediyordu. En azından umut vardı. Edmund, kendini kıza yakın hisseder ve yaşanılanları anlatmak isterse, ödevini tamamlayabilecek ve yine seneyi birincilikle bitirmek adına büyük bir adım atmış olacaktı. ’'Sorun değil. Bu senin görevin. Tabii ki sana anlatabilirim. Her ne kadar beni, üzüp, yaralasada bu gerçek. Kaza yaşandı. Aslında kazadan sonra ailemi sık sık göremedim. Gördüysem de hem eşimi hem kızımı göremedim. Bazen eşim geliyor, bazen ise kızım. Lâkin kızımızı uzunca bir süredir göremiyoruz. Bu kalbimi sızlatıyor, yinede göreceğimi bildiğim için huzurluyum. Kaza esnasında iş yerimdeydim. Bir şirkette güvenlik görevlisi olarak çalışıyordum. Haberi aldığımda koşa koşa hastaneye gittim. Bana onları kaybettiğime dair, bir sürü saçmalık sıraladılar. Tabii ki hiçbirine inanmadım. Çünkü onlar bunları söylerken, tam karşımda kızım ve eşim duruyordu. Bana gülümsüyorlardı. Ölmüş olmalarına imkân yoktu. Ölselerdi, böyle güzel ve içten gülemezlerdi. Söylesene, ölüler gülümseyebilir mi?'' Ölüler gülümseyemezdi. Ölüleri göremezdiniz. Ölülerin hayallerini görebilirdiniz ancak. Bu da sizi bir yerden sonra delirtirdi. Bu sebepten ötürü, akıl hastanesine yatardınız. Özlemden kafayı yerdiniz işte. Sonra gerçekten neyin, ne olduğunu bilmeyen birkaç gerizekâlı size -deli- derdi. Deli olmadığınız hâlde. İç burkan bir olaydı bu. ''Haklısınız Bay Drondé. Ölüler gülümseyemez. Nasıl bir travma yaşadığınızı hayal edebiliyorum. Lâkin siz güçlüsünüz. Bunu bakışlarınızdan bile anlayabiliyorum. Her şeyin üstesinden rahat rahat gelebilirsiniz. Peki buraya geldiğiniz ilk günü hatırlıyor musunuz? Hatırlıyorsanız anlatabilir misiniz?'' Adam nihayet gülümsemişti. Önce genç kıza, sonra onun dolu zannettiği fakat boş olan sandalyeye baktı. Uzun uzun bir şeyler fısıldadıktan sonra gözlerini camdan dışarıya dikti. Öyle umutsuzdu ki bakışları, hâlsizlik ve bitkinlik doluydu. Anastazja bunu gördükçe içi gidiyordu. Adamı üzmek için gelmemişti buraya. Ödevini yapmak önemliydi tabii, fakat ruhsal dengesi bozuk bir insanı iyice uçuruma itiyor olmak daha da önemliydi. Düşüncelerini bölen adamın boğuk sesi oldu. ’'Evet buraya geldiğim ilk günü hatırlıyorum. Bu aptal yere beni neden getirdiler bilmiyorum. Ayrıca onları kaybetmişim gibi konuşma. Üstesinden geleceğim bir şey yok ki. Zaman zaman görmeye alıştım. Sürekli görmüyorum belki ama dediğim gibi az da olsa görmek yetiyor bana. Deli gibi ağlıyordum ilk geldiğimde, eşim elimi tutmasaydı çoktan delirmiştim. O ısrar etmeseydi buraya gelmezdim. Ne kadar süredir burada olduğumdan haberim yok, zaman kavramımı yitirmiş gibiyim. Ailemde olmasa, buraya nasıl katlanırdım bilmiyorum. En kısa zamanda gideceğimizi biliyorum ama. Az kaldı. Evimize döneceğiz. Fransa'ya. Kızım okuluna devam edecek. En son piyano dersi almak istediğini söylemişti. O zaman dersleri yüzünden izin vermemiştik. Fakat şimdi izin vereceğiz. Annesiyle beraber, artık ona yüklenmeyeceğiz. İstediğini yapmasına izin vereyeceğiz. Ölümlü dünya değil mi? Kimin yarını garanti ki? Ben çocukluğumu yaşayamadım, bari o yaşasın. Gerçi çocukluğu da kalmadı ya. Neyse. Başka sorun var mı küçük kız? Sormayı unuttum ama, ismin neydi?'' Adam her şeyi öyle gerçekmişçesine anlatıyordu ki, kız afalladı. Bir an neyin gerçek, neyin yalan olduğunu anlamakta güçlük çekti. Yutkundu. Kendine gelmesi kısa bir zaman aldı. Hemencecik kendini toparladı. ''Aslını isterseniz başka sorum yok. Bana zaman ayrıdığınız için teşekkür ederim. En kısa zamanda yanınıza tekrar uğrayacağım. Âh birde ismim Anastazja. Beni kızınıza benzetmiştiniz ya, sizi sık sık ziyarete geleceğim bundan sonra. Hem bende sizin kızınız sayılırım. Tabii kabul ederseniz. Benimde babam burada değil çünkü. ve onu özlüyorum.'' Hüzünlü bir gülümseme yerleştirdi bu kez de yüzüne. Adamında ona aynı şekilde karşılık verdiğini görünce, belkide ilk kez kızının asla gelmeyeceğini anlamış olduğunu düşündü. Beklenmedik bir şekilde Edmund kalktı ve kıza sımsıkı sarıldı. Kız da gözlerinden akan yaşlara hakim olamadı ve dilediğince akmalarına izin verdi. Adam geri çekilmeyince, o da çekilmedi. Uzun zamandır birinden bu denli baba sevgisi görmemişti. Babası onu severdi, fakat iş ve güçten asla ona zaman ayıramazdı. Mesela o babasına hiç böyle sarılamamıştı. Sarılmaya zamanı olmamıştı. Oysa şimdi ikinci babası olarak nitelendirdiği, henüz birkaç saatlik tanıdığı bir adama dilediğince sarılabiliyordu. İçindeki boşluğun yavaştan dolmaya başladığını sezdi. Psikoloji öğrencisi olduğuna belkide binlerce kez şükretti. Ardından kapının gıcırtısıyla ikiside irkildi. Hemşire -zaman doldu- anlamında saatini gösterince, mecburî olarak geri çekilmek zorunda kaldı. ''Bundan sonra ben senin babanım Anastazja. Belki ben buradan çıkamam ama sen istediğin zaman beni görmeye gelebilirsin. Seni bekleyeceğim. Sana yemin ederim babanın boşluğunu dolduracağım. Kendine iyi bak. Hoşça kal kızım.'' Gözlerinden akan yaşları, elinin tersiyle sildi ve derin bir nefes aldı. Adama hoşça kal anlamında el salladı. ''Hoşça kal baba!'' Gülümsedi. Edmund'un yüzündeki gülümsemeyi gördükten sonra, aynı şekilde karşılık verdi ve kapıdan çıktı.

Hayatının en önemli günlerinden biriydi bugün. Ayrıca buna psikoloji ödevi sebep olmuştu. Tuhaftı. Belkide hayatının ilerleyen zamanlarında başrolleri arasına girecek bir adamla tanışmıştı kız. Ona kimsenin deli demesine izin vermeyecekti elbette. O deli değildi. Özlüyordu. Şizofreni hastası falanda değildi. Hayal ediyordu. Görmek istediklerini görüyordu. Aslında hayallerinin gerçek olmadığının kendisi de farkındaydı. Fakat kafayı gerçekten yememek için inanıyormuş taklidi yapıyordu. Verilen ilaçları zamanında alıyor, hemşirelerin ve doktorların sözünden çıkmıyordu. Üstelik hastaneye yakışmayacak, onaylanmayacak hiçbir hareketi de olmamıştı. Bundandır ki Anastazja öz babasına duyduğu yakınlıktan, daha yoğun bir yakınlık hissetmeye başlamıştı adama karşı. Tarifsiz, sürekli artan bir mutluluk hakimdi bedenine. Sonunda girişteki görevlilere ve yanında ona eşlik eden hemşireye teşekkür etti ve kendini dışarı çıkıp, temiz havanın büyüleyici ferahlığına bıraktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Maximilian Beljean
Gelecek Postası Editörü
Gelecek Postası Editörü
avatar

Gerçek Adı : G.
Mesaj Sayısı : 120
Kan Durumu : Melez
Kişisel Özelliği : Beyefendi
Rp Partneri : Sedona

MesajKonu: Geri: marjouire, leia.   Paz 3 Ağus. - 13:16:17

    Rp Puanınız: 92
    AO'ya hoşgeldiniz. Keyifli rpler dileriz ^^

_________________

A lot alike:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
marjouire, leia.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter ve Rol Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: