
Ateş Oku RPG ~~ Hogwarts |
|
| |
| Yazar | Mesaj |
|---|
Lachlan Telford Seherbaz


Gerçek İsim: Ali Mesaj Sayısı: 242 Kayıt tarihi: 16/07/09 Yaş: 15
Karakter Bilgileri Rol Puanı:
   (93/100) Patronus: Cehennem Köpeği
 | Konu: Profesör Alımları ~ Ptsi Kas. 23, 2009 2:10 pm | |
| Ad, Soyad: RolePlay Yaşı: İstediğiniz Ders: Günde Kaç Saat Online?: Örnek RolePlay: |
|  | | Flora A. Strawy

Gerçek İsim: Aslı Mesaj Sayısı: 34 Kayıt tarihi: 19/10/09 Yaş: 17 Lakap: Hermi,Hermione
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Çarş. Kas. 25, 2009 8:46 pm | |
| Ad, Soyad:Hermione Anna Granger RolePlay Yaşı:20 Günde Kaç Saat Online?:Her gün fazla fazla Örnek RolePlay:İksir dersinin olacağı gün Jessica beni mutlu bir şekilde kaldırmıştı.Kalktıktan sonra Jessicay’la cüppelerimizi giyerek aşağıya iksir odasına inmiştik.Herkes sırasında uyukluyordu.İksir Profesörü;Profesör Matter: -“Herkese merhaba!”diyerek güne başladı. -Merhaba Profesör Matter. Hepimiz büyük bir merakla Profesör Matter’ın işleyeceği konuya hazırlanmıştık.Profesör Matter’a: -Profesör Matter,bu gün hangi konuyu işleyeceğiz? -Bayan Blomwood.Sizinde herkes gibi beklemeniz gerekiyordu.Ama söyleyeyim.İşleyeceğimiz konu Ufalma.Evet herkes kitaplarının 15 ve 16.sayfasını açsın. Sayfaları açtıktan sonra profesör sayfayı incelememizi istedi ve bize şunu sormuştu: -Aranızda ufalma iksirinin malzemelerini ve ne işe yaradığını bilen var mı? Parmağımı kaldırmıştım ve Profesör Matter: -Bayan Blomwood.Evet.Söyleyin. -Ufalma iksirinin içinde bulunanlar kesilmiş papatya kökleri,soyulmuş büzülmüşincir,dilimlenmiş tırtıllar,bir fale dalağı,bir parça sülük sıvısıdır.Ufalma iksirinin amacı nesneleri ufaltmaya yarar Profesör Matter. -Evet Bayan Blomwood.Sağolun. Kitabı incelemeye devam ediyorduk.Sonra Profesör Matter bize dersi anlatmıştı.Dersi tam olarak kavradıktan sonra iksiri yapmaya çalışmıştık.Ne yazık ki bazılarının olmamıştı.Ama benim olmuştu.Profesör Matter beni tebrik ettikten sonra ders bitti demişti. Bende mutlu bir şekilde odadan çıkarken Jessica yanıma geldi ve ; -“Senin bu haline bayılıyorum.” demişti… |
|  | | George Crownie Hogwarts Müdürü


Gerçek İsim: umut. Mesaj Sayısı: 1978 Kayıt tarihi: 11/07/09 Yaş: 20 Lakap: geo.
Karakter Bilgileri Rol Puanı:
   (100/100) Patronus: Mantikor
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Cuma Ara. 04, 2009 3:56 pm | |
| Alındınız... _________________ görlüm yapar yea.| :..¨..:: | | |  |
|
|  | | Edaurd Justin Pendragon

Gerçek İsim: Emre Mesaj Sayısı: 74 Kayıt tarihi: 28/08/09 Yaş: 17 Lakap: Ed
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ C.tesi Ara. 05, 2009 8:54 pm | |
| Ad, Soyad: Eduard Justin Skullmagic
RolePlay Yaşı: 26
İstediğiniz Ders: Tılsım
Günde Kaç Saat Online?: Akşamları burdayım ^^ Değişiyor. netimde sorun olmadığı sürece okuldan sonra hep
Örnek RolePlay: 4 Tane koyuyorum. Beğenir misiniz bilmiyorum ama her neyse...
| Spoiler: | | | Karanlık Cadde
Eddy karanlık bir caddede hızla yürüyordu. Üzerindeki siyah cüppenin arkası hafif havalanıyor, siyah bina duvarlarına sürtüyordu. Cüppeden çıkan ses Eddy’nin kulaklarını rahatsız ediyor, onun daha da hızlanmasına neden oluyordu. Daha sonra asasını eline aldı ve havaya çevirdi. “Aqurainne”
Gök gürledi ve yağmur yağmaya başladı. Karanlık caddenin üzerinde kara bulutlar birikiyordu. Yağmur damlaları ahenk içinde yere iniyor, yere düştüklerinde çıkardıkları ses cüppeden çıkan sesi bastırıyordu. Eddy karşısında bir silüet gördü. Uzun, siyah bir silüet. Yaklaştıkça belirginleşiyordu. Bu adamı tanıyordu. Bir seherbazdı bu. Seherbaz asasını Eddy’e doğrultarak “Woulev Korrunio” diye haykırdı. Asadan çıkan mor ışık Eddy’nşn etrafını sarmaya başladı. Eddy elini şıklattı ama cisimlenemedi. Sonra asasını seherbaza çevirerek “Madem düello istiyorsun, öyle olsun. Kruinnio” dedi ve asadan alevler fışkırdı. Alevler seherbaza doğru ilerliyordu. Seherbaz asasını kımıldattı ve alevler katılaştı. Eddy bu fırsatı değerlendirerek mor ışığı dağıttı ve oradan cisimlendi.
Okul Bahçesi
Tılsım Dersi verdiği okulun önünde belirdi. Bahçeden içeri girmeden önce ıslak cüppesinden asasını çevirdi ve üzerine tuttu. “Hipperio” Üzerindeki kıyafetlerin tamamı değişti. Eddy’nin yüzünde değişiklik oldu. Sanki artık başka biriydi. Sonra da “ Rodolphus” diye tekrar etti ve içeri girdi. Bahçe gözüne fazla uzun görükmüştü. Her yerden sesler duyuyordu. Kapılar da kilitlenmiş olabilirdi belki. Sonra asasını çıkararak “Lightnobal” dedi. Asanın uçundan bir ışık topu çıkarak Eddy’e eşlik etmeye başladı. Etrafa yayılan cılız ışıkta etrafındakileri görmeye çalışan Eddy okulun kapısını anca bulabilmişti ama kapı kilitliydi. Eddy Bahçenin diğer tarafına doğru ilerlemeye başladı. Sonra arada duran küçük heykele çevirdiği asanın hareketiyle heykel geri çekildi ve yol açıldı. Karanlık sessiz ve sıcak bir yol. Işık topu Eddy’nin yanında geliyordu. Sonra Eddy içeriye girdi odasındaki bir kapıdan.
Ders
İçeri girdikten sonra kirlenmiş olan kıyafetini çıkarıp odasındaki pijamalarını giydi ve uyudu. Sabahın serin havasıyla uyanıp kıyafetlerini değiştirdi ve mis gibi kokan yemeklerden yemek için Büyük Salon’a indi. Profesörler masasına oturup yemeğini yadikten sonra birkaç öğrenciyi -ki Slytherin ağırlıklı- selamlayarak tekrar odasına çıktı.
Ders Programına baktı. İlk derslerinin hepsi boştu. Eddy Baş Yöneticiden bunu özellikle istemişti. Derse girmeden önce her şeyi gözden geçirmeyi severdi. Ders programındaki sıraya göre kitaplarını dizdi ve hepsinin önüne özenle birer parşömen kâğıdı bıraktı. Sonra ilk iki dersinin 4. sınıflara olacağına emin olmak için ders programına tekrar baktı. Doğruydu, ilk iki dersi 4. sınıflaraydı. Kitaptan işleyecekleri yeri açtı ve okumaya başladı. Parşömen kâğıtlarına okurken aldığı küçük notlar dışında kitabın üzerinde de birkaç değişiklik yaptı.
İlk dersine girmek için odasından gerekli eşyalarını alarak çıktı. Odasının yanında olan dersliğe girdi ve sıralarda oturan 4. sınıflara dönerek “Günaydın, bugünkü dersimizde cisimleri yanımıza çağırmayı öğreneceğiz.” dedi ve karşısında kalkan ellerin en gerisindekine “Evet Miss Black.” diyerek söz verdi. Kızın “Aleeon Büyüsü” cevabına “Slytherin’e 10 puan.” diyerek karşılık verdi. Sonra da dersi anlatmaya konuldu. Büyünün çzelliklerini, nasıl yapıldığını anlattı. Ama en sonunda ders bitti. Tenefüsün arkasından 2. derse girdiler. 2. derside 4. sınıflara olan Eddy bu derste büyünün uygulamasını göstermek için asasını çıkarmış olarak sınıfa girdi. “Bu derste büyüyü uygulayacağız.” dedi ve asasını masanın yanındaki tahtanın üzerinde duran tebeşirlere çevirerek “Aleeon”dedi. Tebeşir hızla Eddy’nin üzerine doğru gelmesine rağmen tam önünde muhteşem bir frenle durdu. Eddy tebeşiri eline alarak “Sıra sizde. Herkes sıra ile tebeşirleri çağıracak. Sıraya dizilin.”dedi ve sıraya dizilen öğrencileri izledi. Öğrenciler sıraya girince onlar hakkında küçük küçük notlar almaya başladı. En sonunda “Ders bitmiştir, başarılar. Notlarınızı bir dahaki ders panoda görebilirsiniz.”dedi ve sınıftan çıktı. Çıkarken arkasından kapı hızla çarptı. |
| Spoiler: | | | Bir sürü gibi ilerliyordu beyaz noktacıklar aşağıya doğru. Kimi çıplak ağaç gövdelerine takılıp orada kalıyor, kimi yeşil çamları beyaza çeviriyor, kimiyse solgun yeri donduruyordu. Her yer bembeyaz olmuştu. Yeryüzünde artık ne yeşil, ne kahverengi, ne gri, ne de başka bir renk vardı beyazdan başka... Uzun, iri bir adam bozdu doğanın asil rengini. Siyah saçları, postallerı ve kürküyle... Sonra eğildi ve yerden biçimsiz bir taş aldı. "Ne biçimsiz bir taş." diyerek fırlattı taşı karşıdaki boşluğa doğru kıştan bıkmışcasına. Taş sertçe karlara çakıldı ve tam yüz parçaya bölündü. Tüm parçalar birbirine eşti. Yüz kristal parça bir ışık yaymaya başladı. Adamın gözleri kamaştı. Işık sanki içine işliyor gibiydi. Adam ışıktan kurtulmak için gözlerini kapattı. Şimdiyse çok karanlıktaydı. Belkide içindeki karanlıktı bu. Gözlerini açtığında her yer yemyeşildi. Ağaçlar yeşermişti, sanki kışa inat. Güneş tepede gülümsüyor gibiydi ve hafif esen rüzgar kulağına bir şeyler fısıldıyordu.
Adam çok şaşırmıştı. "Buraya nasıl geldim? Acaba o taşlar mı beni buraya getirdi. Ama sadece taşı attığımda kıştan bıktığımı düşünüyordum." diye düşünmeye başladı ama düşünmekle buradan kurtulamayacağını anlayınca yürümeye koyuldu ağaçların arasında. Güneş ışığı boş bulduğu her yerden girmeye çalışıyor, ağaç dalları ise onun önünü kesiyordu. Orman gittikçe büyüyor, derinleşiyor ve kararıyordu. Ormanın tam ortasına geldi ve en karanlık yerde olduğunu düşündü. İçine sıkıntı doluyor, düşünceleri kararıyordu. O sırada kulaklarında bir ses yankılandı. "Hoş geldin yabancı. Burası biz büyücülerin gezegeni. Sen buraya neden ve nasıl geldin insan?" Adam sesini iyice ayarlamaya çalıştı ve sonra düzgün ama kalın bir sesle "Merhaba. Nasıl geldiğimi bilmiyorum ve bir nedeni yok. Tamamen şans eseri geldim." dedi. Büyücünün sesi tekrar kulaklarında yankılandı "Demek Düşünce Taşları'nı buldun ama beni ilgilendirmez. Onları kullanabiliyorsan ya buradan gidersin ya da beni yenersin. Rassenia Dorienna" Adamın gözlerinin önünde mor bir yıldırım vardı, ona doğru, şiddetle gelen bir yıldırım... Adam korku içindeyken taşlar yeniden parladıve adamın gözlerini kamaştırdı.
Adam bu nedenle gözlerini kapattı. Burası ormandan daha aydınlıktı ya da aynı derecede karanlıktı. Tam anlayamamıştı. Hiçbir şey düşünemiyordu ama aklında Düşünce Taşları ismi kalmıştı. Sonra gözlerini açtı ve kendini aydınlık bir ormanda buldu. Ağaçlar sarıydı, çimenler sarıydı, hatta karşısında duran küçük çocuk bile sarıydı. Çok garipti. Altına benziyorlardı. Sanki altınla kaplanmış bir yerdi burası. Güneş ışınları üzerine düştüğü her noktadan yansıyordu. Sarı renkteki gezegen güneşe karşı bir ayna gibiydi ama -bu nedenle- çok soğuktu. Postalları ve kürkü onu sıcak tutuyordu ama kendini hâlâ üşüyor hissediyordu. Sonra kulaklarında yine o büyücünün sesini duydu. "Sen artık buradan çıkamazsın." Adam sonra postalını ve kürkünü çıkararak "Üşümüyorum, üşümüyorum, üşümüyorum... Buradan çıkabilirim, çıkabilirim... Yardım edin taşlar, yardım et Tanrım!" diye geçirdi aklından ve bunların hepsini haykırdı gür bir sesle. Ama sadece kendi duymuştu sesini. Sonra taşlar yine parlamaya başladı ama hiçbir işe yaramıyordu. Sonra kendi kendine "Tabii ya, burası gerçek değil, benim düşüncelerim. Sen benim içimdeki bir sessin. Tabi ben haykırınca kimse beni duyamadı; çünkü ben burada yalnızım." dedi ve gülmeye başladı delirmişçesine. En sonunda büyücünün kendisi çıkıp geldi. Uzun boylu, ince adamın sesi kalındı. Büyücü "Yanıldın, Rassenia Dorienna!" dedi ve mor yıldırım adamı delip geçti. Adama bakarak "Siz zayıf insanlar azıcık bir güç görünce deliye dönüyorsunuz. Ama unutmayın ki gerçek güç bizde." dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Sonra tekrar cansız bedene dönüp "Adım Eddy. Artık pek işine yaramaz ama." dedi ve yürümeye devam etti. Gezegenin tamamında Eddy'e ait kahkaha sesleri duyuluyordu sanki. |
| Spoiler: | | | Sessizlik çökmüştü tüm şehrin üzerine. Pürüzsüz bir sessizlikti bu. Sanki tüm şehir ortadan kaybolmuştu. Sanki herkes bir anda yok olmuştu dünya üzerinden. Pürüzsüz sessizlik bir anda kalın bir sesle bozuldu, bir haykırışla. O haykırışta ağza alınınca ürperilen, buz gibi soğuk kelimeler vardı; “Rassenia Dorienna!”. Kimi bu sözcükleri söylerken zevk alır; kimi ise söylenirken korkudan bayılırdı. Şimdi siyah gecenin sessizliğini bozan o sesten sonra gecenin siyahlığı da bozulmuştu mor bir ışıkla. Şehrin tam ortasında bir ışık çıkmıştı ortaya, hızla ilerleyen ve ölümcül…
Işık; uzun boylu, ince, yaklaşık yirmi yaşındaki bir adamı parçalayıp geçti. Sıkkın görünen adam o anda gözlerini yumdu. Sanki ömründen geçen her günü hatırlıyordu. Sarı saçları yüzüne doğru inerken adam yıkılıyor, bir başka adam ise sevinç kahkahaları atıyordu. Akuda’nın gözlerinde tüm ömrü bir saniyede akıyordu. Güçlerini öğrendiği ilk günden bu zamana kadar her an. Ama ondan öncesi yoktu. Sanki oraları sisli bir denizde suya düşüp boğulmuşlardı. Akuda’nın her geçen an cansızlaşan gözlerinden akan bir damla yaşta anlaşılıyordu her şey.
Amcasının ihanetini öğrendiği gün yıkılışı, özel bir tekniğe sahip olduğunu öğrendiğindeki sevinci, arkadaşları Zeusai ve Lilu ile geçirdiği her an. Ama hatırlamadığı yer sadece üç yaşına kadar olan zamandı. Anne ve babasının ölümü, Zeusai’nin ailesinin yanına verilişi, Zeusai ile ilk oyuncak kavgası… Bunlar yoktu o bir damla yaşta. Belki de en değerli anlar onlardı kalbinde ve çıkmamıştı dışarı. Anladı ki o anda tüm şehir gerçekler insanın kalbinden çıkarılamaz, öldürülse bile…
Kahkaha devam ederken Arkadan turuncu saçlı bir çocuk geldi koşarak. Sonra Akuda’yı yerde görünce hemen eğildi ve nabzına baktı. Nabzı atmıyordu Akuda’nın. Vücudu buz gibiydi. Zeusai o anda sinirden çıldırdı ve bir teknik yaptı. Elleri titreyerek yapıyordu tekniğini. En sonunda başparmağını ısırarak kanattı ve yerde yatan uzun cansız bedene sürdü. Sonrada “Kılıç seli!” diye haykırdı gülen iri adama doğru. Adam korku içinde kendisine doğru gelen yüz bir kılıçtan kaçmak için elini şıklattı ama o sırada tüm kılıçlar onun içinden geçtiler.
Şehir artık eski sessizliğine sahipti yine. Soğuk rüzgârlı, yüksek binalarla dolu şehir artık sessizliğini hiçbir şeyin bozmasına izin vermeden öylece düşmüştü sanki. Apartmanların camlarından tek tek ışıklar süzülmeye başlamıştı şehrin ortasına doğru…
Bir iki gün geçmişti. Akuda gömülmüştü ve mezar taşında “İnsanı öldürseler bile gerçek hislerini kalplerinden çıkartamazlar” yazıyordu. |
| Spoiler: | | | Hava
soğuk, karanlık ve ürkütücüydü. Karanlık simsiyah gözleri olan güzel bir kadın gibi kendisine çekiyordu insanı. Ama aynı zamanda o gözlerdeki korkunç parlaklıkla korkutan bir kadın gibi korkutuyordu insanları. Hiçkimse evinden fazla uzakta kalmak, gittiği yerden çıkmak, dükkanından çıkmak veya başka bir büyücüyle karşılaşmak istemiyordu. Büyücüler dünyasının bu dönemi zordu. Kimin iyi, kimin kötü olduğu belli bile değildi. Dünya kiminin gözünde ikiye kiminin gözünte üçe ayrılıyor, kiminin gözünde ise tekti. Herkes kimin ne olduğunu bilmezken bazı yerlerde karanlık işaret görülüyor, insanlar korkuyor ve katliamlar çıkıyordu. Birbirleriyle aynı yolda gittiklerinden emin olan insanlar birbirleriyle tedirgince görüşüyor, öğrenciler Hogwarts'ın ne kadar güvende olduğunu bilmiyor, hatta bir kısmı gitmek istemiyordu. Bu dönemlerde bazıları kolayca iş buluyor, bazıları iş bulmak için gittiği yerde öldürülüyordu. İnasnın içini ürperten olayların en başında ise Karanlık Lord için bulanık ve muggle katliamlarıydı.
Şak diye bir ses duyuldu. Eddy, Diagon Yolundaki bir bulanığın dükkanının önünde belirdi. İçeri sessizce girmeyi aklının ucundan bile geçirmedi. Pat diye daldı içeri, içerisi boş, harabe gibi bir yerdi. Asasını söyle bir salladı ki her yer düzeldi ve orada saklanan simsiyah gözlü, ensesine kadar siyah saçı olan, kısa ve zayıf yapılı bir adam ortaya çıkıverdi. Eddy asasını adama doğrulttu. Adamın cebindeki asa Eddy'nin eline uçtu. Eddy asayı yakaladı ve adama bir büyü yolladı, adamın kendi asasıyla. Adama sarı rengindeki bir ışık çarptı ve adam arkasındaki sandalyeye düştü. Sandalyeye bağlandı ve korkmuş gözlerle Eddy'e baktı. Asası güzelmiş. Bunu saklamalıyım diye düşündü. Sonra arkadan bir ses geldi. Hemen kapıya gitti ve etrafa baktı. Kimse yoktu. Hayvanların yaptığını düşündü bu sesi. Sonra adama kızgınlıkla baktı. Adam korkmuş gözlerle Eddy'e bakarken Eddy'nin bakışı üzerine gözlerini çevirdi. Eddy hemen asasını kapıyo ve camlara doğrulttlu. Kapı mühürlendi, camların üzerine yoktan var olan bir perde indi. Sonra Eddy asasını hayava çevirdi ve bir şeyler bırıldandı. Havada kristal bir iksir şişesi ve yanında da biraz iksir malzemeleri. Eddy hemen iksir malzemelerini çıkarttı ve bir iksir hazırladı. İksiri şişeye koydu ve şişenin içindeki mora dönen sıvıdan bir damla yere döktü. Döktüğü yer sanki yanmış gibi küle döndü. Adam bunun ne iksiri olduğunu anladı ve hemendebelenmeye başladı. Eddy çok sakin bir şekilde konuşmaya başladı "Merhaba bulanık, normalde bulanıklara selam vermem ama sende bana lazım olan bir şey var. Onu hemen bana ver yoksa bu iksir en ummadığın noktalarına yanlışlıkla dökülüverir." Adam iyice korkmuştu ama Eddy ona hiç mi hiç aldırmıyordu. Sonra elindeki şişeye asasıyla dokundu ve iksir havalandı. Eddy asasıyla iksir şişesini kontrol ederken konuşmasına devam etti "İlk olarak bana o büyüyü söyleyeceksin. İkinci olarak da aileni ve arkadaşlarını teker teker çağıracaksın yoksa-". Adam öksürdü ve eddy hemen iksirden bir damla adamın suratına döktü. Adamın suratındaki iki burun deliğinin yanına üçüncüsü de açılmıştı. Sonra "Yoksa ne olacağını anladın sanırım. Bir de tekrar hatırlatacağım sana benim sözümü kesmemelisin yoksa daha ağır şeylere katlanabilirsin." diye sözünü tamamladı. Adam başını evet anlamında sallayınca "İşte böyle." diye ekledi. Asasını havaya çevirdi ve tavandan aşağı sarkan avize adamın tam kafasının üztüne ilerledi. Sonra asasını kapının yanındaki duvara çevirdi. Duvardaki iki portre yere düştü. O tablolarda bulunan iki harketsiz insan resmi vardı çünkü o tablolar muggle tablolarıydı. Eddy yere tükürdü ve asasını tükürüğüne çevirdi. Tükürük ortadan yok oldu. Sonra Eddy asasını adama çevirdi ve "Söyle bakalım o kitap nerede? O sihir o kitapta ve kitap ta sende. Ayrıca ilk olarak o muggle anneni çaığır. Anladın mı beni." dedi. Adam ağzını açtı ve korkusuzmuş gibi "Annem muggle buraya gelemez." dedi. Eddy kafasını evet anlamında salladı ve adama nişan alarak "Crucio, Crucio, Crucio" dedi. Adam Cruciatus Lanetinin etkisiyle acı çekerken Eddy gülüyor, eğlenceden hoşnut bir şekilde laneti tekrarlıyordu. Sonra adam hiçbirini kabul etmedi. Eddy sininli bir şekilde iksir şişesini adamın üstünde gezdirdi. Sonra bazı yerlerine dökmeye başladı. Adam acı çekerken gülüyordu. Sonra "Avada Kedavra" dedi. Asasından muazzam bir ışık çıktı. Yeşil ışık adamın vücuduna deydiği anda adam öldü. İşkenceden kıvranmış, bazı yerleri olmayan, gözleri açık bir şekilde ölmüştü. Eddy adama bir büyü daha yaptı ve ölü vücudundaki tüm kan fışkırarak cama doğru gitti. Perdeler yoldan çekildi ve camdabir yazı belirdi. Perdeler kapandı ve Eddy orayı yıkıp döktü. Oradan ayrıldı ve aile malikanesine gitti. Banyo yaptı ve kıyafetlerini değiştirdi. Sonra bakanlığa işinin başına gitti. Masasında seherbazlardan biri tarafından bırakılan ceset görüntüleri ve camda yazan yazının fotoğrafı vardı. Eddy adamın paramparça cesedini görünce ne yaptığını anladı ve tekrar gülmeye başladı. Camda ne yazdığını noktasına, virgülüne kadar hatırlıyordu.
"Siz bulanıklar asla hayatta kalamayacaksınız. Dünyayı sizden kurtaracağız ve çocuklarımızı temiz dünyada yetiştireceğiz. Ölümünüz en iyi bu şekilde olacak unutmayın!!!"
Bir gün sonra yine Diagon Yoluna gitti. Bu sefer yan dükkana girdi. "Fazla bir şeyler bilen birini temizlemeye geldim." dedi. Dün aslında adamı farketmişti ama adama öyle bir bakmıştı ki adam anlatamazdı dün gördüklerini. Sonra asasını kaldırdı ve "Crucio" dedi. İnleme duyuldu. "Seni görmediğimi sandınğına inanamıyorum. Sen ne kadar salakmışsın." dedi inleme gelen yere bakarak. Koltuğun arkasındaki adama asasını çevirdi ve "Avada kedavra" diye bağırdı. Yeşil ışık bu adamıda öldürdü. Adamın kanını yine çıkardı ve parçalanmış cesedin üzerine Bu İkinci yazdı. Kalan kanı da cama yolladı ve aynı yazıyı yazdı. İkinci kişiyi daha öldürmüştü. Bir ay boyunca hergün bir bulanığı öldürdü ve en büyük bulanık katliamlarından birine imza atmış oldu. Bir süre sonra Ölüm Yiyenlere katıldı. Kendini çok rahat hissediyordu. Dünyayı temizliyordu. Sloganı "Çocuklarımız için yeni bir dünya" idi.
Kısa bir süre sonra karanlık gecenin içinde arkasında bir ses duydu "Eddy o cinayetleri senin işlediğini biliyorum. Gel teslim ol yoksa seni tutuklarım ve af çıkartamam.". Eddy onu takmadı baştan ama sonradan "Neden o zaman hiç denemedin. Her gün ofisimdeyim. Kanıtın olmadığı için olmasın!?". Eddy sonra cisimlendi ve karanlık gecenin derinliklerinde bir şak sesiyle kayboldu. Tıpkı ilk gün oraya gelişi gibi kaybolmuştu. |
En son Edaurd Justin Skullmagic tarafından C.tesi Ara. 05, 2009 9:05 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi |
|  | | George Crownie Hogwarts Müdürü


Gerçek İsim: umut. Mesaj Sayısı: 1978 Kayıt tarihi: 11/07/09 Yaş: 20 Lakap: geo.
Karakter Bilgileri Rol Puanı:
   (100/100) Patronus: Mantikor
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ C.tesi Ara. 05, 2009 9:03 pm | |
| Kabul edilmiştir.
_________________ görlüm yapar yea.| :..¨..:: | | |  |
|
|  | | Vincent Valentine

Gerçek İsim: Beycan Mesaj Sayısı: 554 Kayıt tarihi: 12/07/09 Lakap: Vince, Vala
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Paz Ara. 06, 2009 12:47 am | |
| Ad, Soyad: Richard John Lloyd RolePlay Yaşı:22 İstediğiniz Ders: Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Günde Kaç Saat Online?:Değişiyor  Örnek RolePlay: George Crownie ye pm olarak gönderildi. |
|  | | George Crownie Hogwarts Müdürü


Gerçek İsim: umut. Mesaj Sayısı: 1978 Kayıt tarihi: 11/07/09 Yaş: 20 Lakap: geo.
Karakter Bilgileri Rol Puanı:
   (100/100) Patronus: Mantikor
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Paz Ara. 06, 2009 12:56 am | |
| Alındınız =)
_________________ görlüm yapar yea.| :..¨..:: | | |  |
|
|  | | Edward Diego Eclipse
Mesaj Sayısı: 4 Kayıt tarihi: 03/10/09
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Paz Ara. 06, 2009 1:43 am | |
| Ad, Soyad:Edward Diego Eclipse RolePlay Yaşı:22 İstediğiniz Ders:Sihir Tarihi Günde Kaç Saat Online?:6+ Örnek RolePlay:Bellatrix Diana Flem |
|  | | Bellatrix Diana Fievré

Mesaj Sayısı: 100 Kayıt tarihi: 11/07/09
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Paz Ara. 06, 2009 6:26 pm | |
| Rp'niz yetersiz görülmüştür üzgünüz,lütfen baska bir meslege basvurunuz. |
|  | | Cassandra Cersais

Gerçek İsim: Naz. Mesaj Sayısı: 61 Kayıt tarihi: 15/10/09 Yaş: 18
 | Konu: Geri: Profesör Alımları ~ Paz Ara. 06, 2009 7:24 pm | |
| Ad Soyad: Cassandra Cersais RolePlay Yaşı: Karar vermedim ama yirmili yaşlarda olacak. İstediğiniz Ders: Uçuş & Ravenclaw B.S Günde Kaç Saat Online?: İstediğim kadar, yazılı haftaları dışında. Örnek RolePlay: Görüntü kopyala yapıştırdan oldu, düzeltmedim. Sorun olmaz herhâlde.
|
| Spoiler: | | | Geceliği yatakta sürekli yer değiştirmesinden dolayı sıyrılmıştı üstünden. Teninin buz gibi havayla temas ettiğini hissettiğinde, gözleri hemen açılmıştı. Soğuğa gelemezdi genç kız. Uyanmasının yüzünde bıraktığı memnuniyetsizlik farkedilmeyecek gibi değildi. Uykusuna düşkündü, Ravenclaw'a düşkün olduğu kadar. Uykusunu soğuk havanın bölmesi hiç hoşuna gitmemişti, gecelik giydiği için kendine lanet etmişti, artık pencereleri kapayacağına ve pijama giyeceğine dair yemin etmişti kendine. Yataktan yavaşça doğrulurken, uyuşuk bir şekilde gözlerini ovuşturuyordu. Bir yandan da gevşemiş vücudunu forma sokmaya çalışıyor, kollarını arkaya geriyordu. Kızıla yakın kahve uzun saçları burnuna geldiğinde hapşuracak gibi oldu, yatakhanede olduğunu hatırlaması biraz geç olmuştu. Cılız sesli olduğuna dua etti, biraz homurdanma dışında kimseden bir tepki gelmemiş olması yüzündeki saçma ifadeyi değiştirdi. Hafifçe kıvrıldı dudaklarının kenarları, elleri ise asasına yöneldi. Ağzından çıkacak tek bir kelime bekliyordu asası, yine de Ravenclaw cadılarını uyandırmak istemezdi Lorinna. Her ne kadar Slytherinler'e göre daha normal olsalar da uyku temel bir ihtiyaçtı ve kendi uykusunun kesilmesinden hiç hoşlanmazdı. Düşünceli bir kız olmuştu her zaman, asasını elinden bıraktı. Cübbeyi üzerine geçirdi hemen, altında geceliğinin eteği gözüküyordu. Umrunda bile değildi aslında bu, gecenin ikisinde kim kütüphanede olabilirdi ki? Mantıklı gelmişti bu düşüncesi, kütüphaneye gidecekti. Saçlarını biraz düzeltmekle yetindi sadece. Cübbesinin ne kadar kötü durduğunun farkındaydı ama şimdi umrunda değildi. Parmak ucu adımlarla koridorlara attı kendini, etraftaki huysuz tabloları inceleyerek ilerliyordu. Kütüphaneye inmek için merdivenlere yöneldi. İki kat, en az on dakika uğraştıracaktı onu merdivenler. Bunun şans işi olduğunu biliyordu, yine de hiçbir zaman çabucak inememişti merdivenlerden. Yine öyle oldu, beş dakikalık bir bekleme sürecinin arkasından üçüncü katta buldu kendini. Garip bir şekilde titriyordu bedeni, sanki bir şey olacakmış gibiydi. Kütüphaneye ilerlemeye devam etti, artık ayakkabıları ses çıkarıyordu. Elleri saçlarındaydı. Tahta kapının önünde durduğunda, bir gölge düşmüştü. İçeride biri vardı, kim olabilirdi ki bu? Rezil olacak hâli yoktu, yine de içindeki ses yatakhaneye dönmemesini söylüyordu. Sağ eliyle asasını kavradı, yandan bir gece lambası aldı ve ilerledi. Anlam veremediği bir cesurluk kaplamıştı benliğini. Lambayı yukarısında tutuyordu, hâlâ açılmak için çırpınan gözleri sadece dolunay görmemişti. Işıkların aydınlattığı pürüzsüz yüz, Marquis'e aitti. Çocuğun Slytherin olduğunu biliyordu, yine de umursamıyordu hiçbir şeyi sanki. Ondan etkilendiğini düşünüyordu, Jaska'dan ayrıldığından beri bu cümle somutlaşmıştı. Ondan ayrılmasının sebebi de bu çocuk değil miydi? Emin olamıyordu. Hiçbir şeye anlam veremeyen gözleri irice açıldı. Aklından cümle kurmaya çalıştı. Bir sürü cümle geliyordu aklına, ama hiçbiri doğru gelmiyordu ona. Ayakları da titriyordu şimdi. Aciz ve korkak biri gibi göründüğüne emindi. Elindeki lambayı düşürmemek için uğraşverirken, mümkün olduğunca tatlı bir sesle konuştu. "İyi geceler, Marquis'ti değil mi?" Sırf laf olsun diye konuşmuştu, adını elbette ki biliyordu. Yavaş ve çekingen adımlarla yanına ilerledi çocuğun. İlk defa böyle garip hissediyordu kendini. Gecenin verdiği uyuşukluk değildi bu, sanki onunla birlikte farklı bir dünyaya gitmişti. Çocuğun yanına geldiğinde duraksadı, güzel görünmeye uğraşacak zamanı yoktu. Masaya ilişti dolunayda parlayan yeşil gözleri, bir şey çiziyordu. Gereğinden güzel çizdiğini farketti, bir an duraksadı. Resimde kendini gördüğüne yemin edebilirdi. Çocuğun konuşmasına fırsat vermeden konuşuvermişti. "Çizim mi yapıyorsun? Gözlerim seçemiyor şu an, hatta bir an kendim sandım ama benden güzel çiziyorsun." Kızaran yüzü bir domatesi andırıyordu, gözlerindeki merak ve uyuşukluk onu kim bilir nasıl çirkin yapıyordu şimdi. Gözlerini kaçırmaya çalıştı, resime bakmayı denedi. Kendisiydi bu, veya bilmediği bir ikizi vardı. Aklını kurcalayan soruya çocuğun bir cevap vermesini bekliyordu bir an önce.
Boş ve uyuşuk bakışlarının bir anlam kazandığını hissedebiliyordu. Hissedebildiği tek şey bu değildi, sadece çocuğun gözlerine bakarken bir sürü şey geçirmişti aklından. Elindeki lambanın çocuğu rahatsız ettiğini farkedince, aşağı indirdi. Onun yüzünü seçmek çok zor olmuyordu, şayet sanki ay sadece onu aydınlatıyordu, ıssız kütüphanede ve karanlık gecede. Çocuğun yüzüne bakmaktan utanıyordu, bayan asosyale bağlamıştı. Normalde hep canayakın ve sosyal bir kız olmuştu, şimdi ise boğazı düğümlenmişti. Her konuşmaya çalıştığında boğazındaki acıdan başka hiçbir şey hissetmiyordu. Beatrix geldi sanki gözlerinin önüne bir an. Onunla hep erkekler hakkında konuşurlardı. Herkes hakkında konuştuklarını düşünüyordu. Marquis hakkında ise hiç konuşmamışlardı. Düşüncesi değişirken, ilk defa Beatrix'in yakışıklı dememesinden memnuniyet duyduğunun farkı vardı. Sanki kimseyle paylaşamadı bir an için onu, kendisi için yaratıldığını düşünüyordu. Saçmalaması bile güzel geliyordu kendine şimdi, Marquis'in gözlerine bakarken düşündüğü her şey güzel geliyordu. Hogwarts'ta olmaktan hiç bu kadar zevk aldığını hatırlamıyordu, Jaska'yla öpüşürken bile. Belki de Jaska doğru kişi değildi. Bilmiyordu. Jaska'yla Marquis için mi ayrılmıştı? Lorinna hiç açıklama yapmadan, Jaska ayrılmıştı. Belki de o istemişti ayrılmayı, o başkasını seviyordu. Sanmıyordu, onun da kendisine aşık olduğunu biliyordu. Marquis'e olan ilgisini farketmiş olmalıydı, ne zaman çocuğu görse duraksıyordu. Yutkunuyordu ve kalbinin delicesine çarptığını hissediyordu. Belki de hiç burada olmamalıydı, yatakhaneye gidip uyumalıydı. Çocuktan kaçmalıydı, bu nedenle acı çekmeyecekti. Yapamazdı, onsuzluğun daha çok acı çektireceğinden adı gibi emindi. Her şeyi ona bağlıyordu, derslere bile artık öğrenmek için değil, onu görmek için giriyordu. Onu göremediği zaman, kalbi sıkışıyor ve bazen de fenalaşıyordu. Bu aşk değil de neydi? Peki ya Beatrix'e verdiği söz? Hani hiç sevgilileri olmayacaktı? Bu sözü Jaska'yla çıkarak bozmuştu, bundan onun haberi olmaması ne kadar kötüydü. Yalancı biri olmak. Kendinden nefret etmesine yetmişti. Şimdi de Marquis. Peki bunu Beatrix'e nasıl anlatacaktı? Anlatacak mıydı? Ne diyecekti peki. Adını koyamadığım duygular yaşıyorum ama aşk olması olağan mı? Düşüncelerine dalmışken, çocuğun sesiyle irkildi. "Bazı insanların yüzü farklıdır, mükemmel değildir belki ama hem imgesel hem gerçekseldir. Çizerken garip bir rahatlık duyarsın, beğenilmeme ihtimali yokmuş gibi." Bu sözlere hayran olmamak mümkün müydü? Çocuğa biraz daha kapılmamak, çok zordu. Çocuğun gözlerine baktı, yutkunduktan sonra gözlerini kıza çevirmişti o da. Gülümsemeye çalıştı, Marquis devam etti cümleye. "Senin yüzünü de aynı böyle tanımlayabiliriz. Hatta biraz da ötesi. Yüzünü çizmeyi seviyorum, umarım rahatsız olmamışsındır çizmemden?" Yüzünü çiziyordu. Steve de yetenek olsaydı diye düşündü. Sırdaşını çizer miydi? Evet, çizerdi. Gördüğü herhangi bir portreyi çizebilirdi Marquis. Onu çoğu zaman çizerken görüyordu. Tahmin ettiği şeyin olmaması da ihtimaldi. İkisinin de gözlerini birbirlerinden ayırmaması, Lorinna'ya garip bir şekilde cesaret veriyordu. Sanki birazdan gidip Marquis'e ona olan ilgisini anlatacaktı. Aslında öyle olmasını isterdi, diyebilmeyi. En azından vicdan azabı çekmezdi, 'Hayır!' dese ve bir daha onun yüzüne bakmasa üzülürdü belki ama içinde sıkıntı olmazdı. Her saniye kendi kendini yemezdi ve en azından yaslanacak bir omuz vardı her zaman. Steve onu hep beklerdi. Gidip onun yanında litrelerce göz yaşı dökse, yine de saçlarını okşayacağını biliyordu. Onu hep, 'Sana çocuk mu yok Lorry, saçmalama!' diye teselli edeceğini biliyordu. En kötüsü Marquis'i dövmeye kalkacağını da biliyordu ki sevdiğine zarar gelmesinden kötü bir şey olamazdı onun için. Artık sevdiği diyebiliyordu ona, nasıl hissettiğinin farkına varıyordu. Artık bir cevap vermesi gerektiğinin bilincinde olmasına rağmen, git gide kırmızılaşan yanaklarını gizlemeye çalışmakla cevabını geciktiriyordu. Aklında kuracağı cümle taslak olarak kalmışken, uzatmadan mırıldandı. "Ah, hiç rahatsız olmam. Beni çizdiğini görmek, gururlandırdı beni. Aslına bakarsan, aşık oldum. Yani resme." Kendine lanet ediyordu. Afallamanın da ötesiydi bu artık. Aşık oldum demişti, her ne kadar resme diye düzeltse de hiçbir işe yaramayacağını düşünüyordu. Biraz şanslıysa cümleyi eksik söyleyen bir kız olarak tanırdı Marquis onu, ki dönemin en zeki öğrencisinin böyle bir hata yapmayacağını düşünüyor olabilirdi. Kendini salak biri gibi tanıtmayı hiç bu kadar istememişti. Kendine gelmeye çalışıyordu. Saçlarını biraz karıştırdı ve gözlerini çocuğun gözlerinden çekti. Biraz düşündü, yine yanlış bir cümle söyleyemezdi. O kadar da salak olamazdı ya. Biraz homurdandıktan sonra ince bir sesle konuşmaya başladı. "Imm, yanlış anlama bir narsist değilim. Hatta güzel bulmam kendimi. Ama bu resim çok güzel olmuş. Sağol." Şimdi bu düşünmüş hâli miydi? Elini alnına götürdü, hafifçe vurdu. Yanaklarının kızarmadığını farketti, alışmış gibiydi. Yine de düşünse de düşünmese de afallıyordu. Her cümlesinde biraz saçmalık vardı ve biraz daha yanlışa tahammül edemeyecekti. Başkası olsaydı karşısında bu kadar afallamanın karşısında çoktan terkederdi. Hoş, başkasının karşısında afallamıyordu. Ne Jaska'nın ne Kevin'in ne de Steve'in karşısında bu kadar afallamamıştı. Saçlarını karıştırmaya devam ederken, lambayı masanın üstüne yavaşça bıraktı. Esnedi önce, sonra balo geldi aklına birden. O anki uyuşukluğundan cümleleri sesli söylediğinin farkında değildi. "Ah, balo. Jaska'ya ne diyeceğim ben? Seninle gelemem, ben başkasını seviyorum mu?" Mu kelimesini vurguladığı için kulağında yankılandı. Kulağında yankılanmasının tek bir açıklaması olabilirdi. Sesli mi söylemişti yani? Yoo, hayır. O kadar da salak olamazdı. Bunu yapamazdı. Yapmamalıydı. Çocuğun yüzüne bakacak cesareti bile bulamadı kendinde. Elini sertçe alnına vurdu bu sefer. Yüz ifadesi iyice şaşkınlaşmıştı. Yanakları sanki çökmüş gibiydi. Telaşlı bir sesle konuştu. "Sesli düşündüğümü söyleyemeyeceksin değil mi?"
Bir yandan kendini Beatrix ve Jaska'ya karşı suçlu hissederken, diğer yandan Marquis bütün suçlarını aklıyordu sanki. Onu, şu anda tanıdığı herkesten üstün tutuyordu. Midesinde kabarcıkların oluşup, patladığını hissedebiliyordu. Jaska'yla çıkmadığında bile böyle hissetmediğini biliyordu. O ne yapıyordur şimdi diye düşündü, Marquis'in gözleri ise bu düşüncenin aklından iki saniyede silinmesini sağladı. Artık duygularını tanımlamakta güçlük çekmiyordu, Marquis'e aşıktı. Onu seviyordu. Belki karşılıksızdı ama geri dönemeyecek kadar büyümüştü sevgisi. Durduramazdı. Peki Marquis'in yüzünü çizmesi, doğal bir şey miydi? Olağan mı karşılamalıydı bunu, gecenin üçünde arkadaşını çizebilir miydi bir insan? Bilmiyordu, tek bildiği şey profesörlerden azar yiyeceği ama 'O'nunla olduğu için umursamayacağıydı. Garip bir güven dolmuştu içine şimdi, mavi gözleri içine çekiyordu onu. Bu durumdan rahatsız olduğu söylenemezdi ama salak durumuna düşmeyi istemiyordu. Hoş, daha ne kadar salak durumuna düşebilirdi ki? Oldu, seni seviyorum da deseydi. Aslında demesi gerekiyordu ama diyebilir miydi? Hazır cesaret varken... Derin bir nefes aldı, kendini tam hazırlarken Marquis konuştu. "Ah, ne kadar kabayım." Belki de Tanrı istemiyordu söylemesini. Çocuğun cümlesini düşündüğünde, bir anlam veremedi. Niçin kabaydı ki? Kötü bir şey söylememişti, asıl saçmalayan Lorinna'nın kendisiydi. Marquis doğruldu, sandalyeyi çekti ve oturmasını işaret etti. Yüzünde bir gülümseme belirdi ve cübbesini çekiştirerek oturdu sandalyeye. Işık tam gözüne giriyordu, çocuğa bakamamasının sebebini bu nedenle geçiştiriyordu şimdilik. Niye bana bakmıyorsun gibi bir soru alırsa, yanıtını gözüme ışık giriyor olarak verebilirdi. Belki tam tatmin edici bir cevap olmazdı ama işe yarayabilirdi. Sesli düşündüğünü biliyordu, yine de sorduğu soruya bir cevap gelmediğinden geçiştirdiğini düşündü. Belki de hiçbir şey söylememişti ve çocuk bir anlam veremediğinden dolayı konuşmamıştı. Kibarlığından vazgeçmemek içindi belki de. İçinden, çok aptalmış diye düşündüğüne emindi. Kendini rezil etmeye bir yere kadar katlanabilirdi ama aptalmış gibi görünmeye asla. Hemen onu sevdiğini söyleyecek ve bu saçma utangaçlık seramonisine son verecekti. Sözde tabii, bunu yapmak o kadar zor geliyordu ki ona. Ya gözlerindeki ışık sönerse, ya bir daha onu göremezse, her gördüğünde, koşarsa, sadece gölgesi olarak kalırsa... Buna katlanamazdı, bir süre sonra söyleyecekti. Sükûneti bozmak istemedi, mecbur kaldı. Duyduğu ses, kafasının tekrar çocuğa çevrilmesine neden oldu. Genzini temizleyen çocuk, bir şeyler söylemeye hazırlanıyor olmalıydı. Ya da bu bir Lorinna'yı konuşmaya teşvik etme çalışmasından ibaretti. İlk tahmini doğru çıktı, çocuğun değişimde olan sesi kütüphanede yankılandı. "Sanırım söyleyeceklerini tam ifade edemeyen ya da içindekileri söylemekten çekinen iki kişiyi misafir ediyor bu gece kütüphane." Kısık ses ona mutluluk getiriyordu sanki. Cümlenin anlamını düşündüğünde, çocuğa hak vermeden edemedi. En azından kendi tarafından. Peki bunu niye söyleme ihtiyacı duymuştu ki çocuk? Yoksa, o da... Daha mantıklı bir açıklaması yoktu. Merakla açıldı gözleri, bütün uykusu kaçmıştı. Kulaklarını açmış, Marquis'i dinliyordu. "Hiç kendimden beklemeyeceğim biçimde optimistim." Yüzünde oluşan gülümsemeye karşı koyamamıştı. Yine de merakla ne diyeceğini bekliyordu. Aslında duymak istediği iki kelime vardı şu an için, başka kelimeler hüsrandan başka bir şeye yol açmayacaktı. Biliyordu. Görebiliyordu, iyi bir şeyler olacağını görebiliyordu. Gelecekten çıkması gerekti, geleceği değiştirmek Marquis ve kendisine bağlıydı. Marquis ona dönük değildi, belki de bu yüzden çok rahat bakabiliyordu Lorinna, ona. Her zamanki gibiydi, hiç farkedilmeyen kız ve derslerde takip takip edilen oğlan. Bir kere derste göz göze gelmişlerdi, domates gibi kızarmıştı. Onun dışında, çocuğun kendisine baktığını görmemişti. Umutsuzluğa kapılmamalıydı, şu anda en son ihtiyacı olan şeydi bu. Çocuğun kurduğu cümleyi dinledi sessizce. "Aslına bakarsan ben de aşık oldum ama resme değil." Artık rahatça umutsuzluğa kapılabilirdi. Bundan daha kötü ne olabilirdi ki? Başka birine aşık olmuştu ve şimdi bunu Lorinna'ya mı anlatacaktı? Çocuğun gözlerini üzerinde hissedince rahatsız olmadı, sadece bu garip bir histi. Lorinna, ona aşık olduğunu anlamışken, onun başkasına aşık olması adil değildi. Bunu kendisine söylemesi hiç adil değildi. Oturup, küçük bir bebek gibi ağlayabilirdi. Kabul edemezdi bunu, başkasını sevmesini. Göz göre göre kaybediyordu onu. Aşık oldukları kişileri söyleyebilecek kadar samimiler miydi ki? Aklında koca bir soru işaretinden başka bir şey yoktu. Birden Marquis'in pürüzsüz yüzüne okkalı bir tokat atma isteği doğdu içinde. Kendisinin olmayacaksa, kimsenin olmamalıydı. Hayatını değiştirecek kelimeler gelirken, soluk gülüşlü bir yüzden ibaretti her şey. "Resimdeki yüze." Yutkundu, Marquis ne demişti böyle? Aşık olmak kelimesini duyunca duyduğu kin, cümlenin devamı ile yok oldu. Resimdeki yüz kendisiydi, yani Marquis de ona aşıktı. Daha ne isteyebilirdi ki? Şaşkın yüzünde sinsi bir gülümseme belirdiğinde ise, kafasında nasıl bir cümle kuracağını tasarlıyordu. Eski kitapların tozları burnuna geldiğinde hapşurdu. Fazlasıyla rahatsız edebilecek bir şekilde hapşurduğunu biliyordu, toza karşı olan alerjisini engelleyemiyordu maalesef. Kızarmış burnunun yanında kızarmış yanakları da vardı. O kızarıklıkların geçmesini istiyordu ama nasıl normal davranabilirdi ki? Şimdi dans edip, çığlık falan atacaktı. Kendini dizginlemeye çalışarak, gözlerini gözlerine dikti. Yanaklarının kızarıklığının geçtiğine yemin bile edebilirdi. Kısa ama etkili en iyisi diye düşünüp, kısık bir sesle konuştu. Sesindeki mutluluk okunuyordu. "Ben de çizene, galiba." Kaslarının gevşediğini hissetti, aldığı derin nefesi rahatça verdi. Sonunda söylemişti, yutkundu. Cesaret belirtileri oluşmuşken, konuşmaya karar verdi. "Aslında bunu iki hafta önceki iksir dersinde farkettim ama bugün emin oldum." Alnındaki terleri silerken, kalbi küt küt atıyordu. Şu an sadece Marquis'i görüyordu gözleri. Beatrix ve Jaska'yı çoktan unutmuştu. Claudia'yla konuşmalıydı. Sevinini paylaşacak birine ihtiyacı vardı, engelleyecek birine değil. Zaten Beatrix'ten yeterince azar işitecekti ve ailesinden. Bir Slytherin'e aşık olmak... Kendisine artık garip gelmeyen bu kavramın ailesi tarafından nasıl karşılanacağını tahmin edebiliyordu. Belki de hiç söylememeliydi ailesine. Her şey güzel gidecekti, tabii sarışın bir Ravenclaw her şeyi öğrenip, ailesine yetiştirmezse. İntikam, Beatrix'in gözünü kör edebilirdi, biliyordu.
|
|
|
|  | | |
Similar topics |  |
|
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| |
|