Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 counting stars

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: counting stars   C.tesi 9 Ağus. - 17:13:00

COUNTING STARS
We'll be counting stars. Yeah, we'll be counting stars. I see this life. Like a swinging vine. Swing my heart across the line. In my face is flashing signs. Seek it out and ye shall find. Old, but I'm not that old. Young, but I'm not that bold. And I don't think the world is sold. I'm just doing what we're told. I feel something so right. By doing the wrong thing. And I feel something so wrong. By doing the right thing.I couldn't lie, couldn't lie. Everything that kills me makes me feel alive ---------

Tarih: 21 Aralık 2075, Cuma
Saat: 23.30 suları
Mevsim: Kış
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lynette Heloise Sneaux
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : merve
Mesaj Sayısı : 107
Kan Durumu : safkan
Taraf : reene
Kişisel Özelliği : adeta bir doutzen
Rp Partneri : vasile, beyim.
Özel Yeteneği : . Metamorfmagus

MesajKonu: Geri: counting stars   C.tesi 9 Ağus. - 19:26:37



Dondurucu soğuğa karşı inatçı bir duruş sergileyerek beyazların içerisinde süzülen kar tanelerini Hogwarts’ın bahçesindeki banklardan birinde oturduğu yerden izliyordu Lynette. Elinde tuttuğu zarf bütün vücudunu aynı anda rahatsız ediyor olsa da, beynindeki ardı arkası kesilmeyen çığlıklar avcundaki rahatsızlığı dahi unutturuyordu. Yeryüzündeki her varlık Lynette’in sessizliğine eşlik ediyor, Hogwarts’ın büyülü bahçesinde çıt dahi çıkmıyordu. İçindeki bu sessizlik kulaklarına çığlık olarak dönüyor, gökyüzünde kopmayan o kar fırtınaları adeta Lynette’in içinde kopuyordu. Buğulanmış gözleri ellerine kaydığında, avuçları kendiliğinden açılmış ve zarf bütün bu olanlardan yorulmuşçasına kendini yere bırakmıştı. Zarf dahi mutsuzdu, gökyüzü kederliydi, kar taneleriyse umarsızca dökülüyordu gökyüzünden. Hogwarts’ın bahçesi asırlar boyunca belki de ilk kez bu kadar derinliğe gömülmüştü. Lynette ise, bu derinliğe öylesine hapsolmuştu ki gözyaşları dahi gökyüzünden dökülen kar taneleri kadar cesur dökülemiyordu. Nihayet, elleri istemeyerek yerdeki zarfa uzandı ve bir kez daha okudu kara kalemle yazılmış kara mektubu. Ölüm, ölüm nefesini de getirmişti beraberinde. Ölüm kokuyordu parşömenin her zerresinde ve o kadar güçlü bir kokuydu ki bu, Lynette’in aldığı her nefesinde ciğerine iz bırakırcasına işliyordu. Annesinin ve babasının adı özenle yazılmıştı yazılmasına elbette, ancak saygınlığın sonu da vardı bu yaşamda. Öldükten sonra duyulan saygı sana ne kazandırabilirdi ki? Yaşayan her varlık vadesi dolduğunda beraberinde duyulan saygıyı da götürüyordu. Anne ve babasının götürdüğü gibi… Parşömeni havaya kaldırdığı an ani bir hareketle ortadan ikiye ayırarak parçalamaya başladı ve daha sonra her birini ayaklarının dibine doğru savurdu. Karların üzerine yayılmış parçaların her biri Lynette’in kalbinde delikler açmaya yetiyordu zira çoğu, nefes aldığı her an ciğerinden sonra kalbini de delip geçiyordu. Boğazında sökülen bir hıçkırık, Lynette’in gözyaşlarını tetikleyerek, içindeki bütün pisliği kusabilmek için harekete geçmişti. Gözlerinden süzülen her damla yanaklarından süzülerek ellerine kadar dökülüyor, boğazında düğümlenen her çığlık gözyaşlarıyla kendini yere bırakıyordu. Karanlık ve soğuk Lynette’in vücüuduna bir nebze olsun işlemiyor aksine göğsünde çakan kıvılcımlar yerini alevlere bırakıyor, Lynette Hogwarts’ın bahçesine dahi sığamıyordu. Uçsuz bucaksız gökyüzü bile daraltmaya yetiyordu cadıyı, adeta boğuyordu. Boynuna doladığı kaşkolü bir çırpıda çıkarmaya çalışırken öylesine acele ediyor ve zorluyordu ki az kalsın kendini boğacaktı, nihayet kaşkolü çıkardığında boşta kalan eliyle şapkasını da tuttuğu gibi fırlattı ve aylar önce bir hevesle kızıla boyadığı saçlarını şapkanın eziyetinden kurtardı. Ailesini kaybetmiş bir cadıydı ve henüz, sadece on beş yaşındaydı. Ailesinin gururla büyüttüğü, bir an olsun yalnız bırakmadığı daima destekçisi olduğu bir cadıydı. Gayeler doğrultusunda yıllar boyunca empoze edilmiş fikirleri bünyesinde taşıyarak hedefini belirlemişti. Aynı zamanda daha çocukluktan çıkmamış olmasına rağmen bir zamanlar soyunun en genç varisiyken, şimdi ailesinin bırakmış olduğu vasiyeti yerine getirmek için çabalayan olgun bir cadı olmuştu. Beyninde canlanan her bir hatıra bunun ne kadar zorunlu olduğunu anlatıyordu. Ailesinin mensubu olduğu örgütü, kimi zaman evlerine gelen garip adamlarla yapılan toplantılarda konuşulduğunu duymuştu, elbette gizlendiği yerden. Hırsın hamuruyla yoğurulan Lynette, içini dolduran intikamla derin bir nefes aldı ve oturduğu banktan hafifçe doğrularak ayağa kalktı, arkasında bıraktığı parçalara bir kez olsun bakmadan kendini adımlarına bıraktı.

Dünya üzerindeki gelmiş geçmiş en muhteşem yapı olan Hogwarts’ın en görkemli kulesindeydi, astronomi kulesinde. Ağlamaktan kırpkırmızı olmuş gözleri duvarların arasında gezinirken içindeki bir ses yalnız olmadığını söyleyip duruyordu. Birilerini ararcasına şişmiş gözlerini daha da açarak bakıyordu etrafına. Kulaklarıysa sessizliğe tahammül edemiyor, en ufak bir ses duyabilmek için adeta çabalıyordu. Adımlarını usulca atarken aklının bir köşesinde ihtiyacı olduğu kişinin kim olduğunu sayıklıyordu elbette, fakat Lynette bunu kabullenemiyordu. Göğsündeki sancılardan olsa gerek, parıldayan gözleri görmekte zorlandı ve ürpererek geri adım attı. Endişeyle çarpan yüreği, korkuya teslim ediyordu kendini, titreyerek kendini savunamayacağını bildiğinden geriye doğru gidiyordu. Karanlık onu etkisi altına alalı çok olmuştu, gözleriyse gecenin esaretindeydi, göremiyordu görse bile seçemiyordu. Daha fazla bu ışıksızlığa dayanamayacağını anladı ve kabanının içine büyük emekler sarf ederek saklı ve genişçe olan cebin içinden asasını çıkardı. “Lumos!” büyülü sözcükleri fısıldadı ve asasının ucunda beliren ışık süzmesini kulenin içerisinde gezdirmeye başladı. Korkusunu biraz olsun gizlemeye çalışarak “K-kim var orada?" diye kekeledi ve devam etti, “Orada olduğunu biliyorum, kim olduğunu söyle yoksa sonun çok kötü olur!” korkusunu ne kadar gizlemeye uğraşırsa uğraşsın elinden gelen bu kadardı ve adeta korkusundan tir tir titriyor acı içinde kıvranan bütün bedeni bir de korkunun esaretine giriyordu. Asasının ışıkları bir anda bir büyücüye doğruldu ve gözleri masmavi gözlere takıldı kaldı. Hayretler içinde kalarak “S-sen. Sensin. Vasile…” büyücünün şaşkın bakışlarına aldanmayarak kısa adımlar attı ve büyücüye doğru ilerledi. Çatallaşmış sesiyle, “Burada birinin, yani, senin olacağını tahmin etmiyordum. Aksi takdirde, şey, yanlış anlaşılmak istemem. Katiyen.” O kadar yorgun bir sesi vardı ki konuşmakta güçlük çekiyordu. Derin bir nefes daha çekti içine ve “Neden kim olduğunu binlerce kez sormama rağmen sesini çıkarmadın?” dedi ve büyücünün olduğu yere doğru ilerledi. Şaşkın bakışların üzerinde gezindiğinin farkındaydı fakat aldırmadı. Sessizlik onu çileden çıkarıyordu, birileriyle konuşmaya, içini dökmeye ihtiyacı vardı.



_________________



endless dream :
 


ay ay ay:
 


En son Lynette Heloise Sneaux tarafından C.tesi 9 Ağus. - 22:16:27 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: Geri: counting stars   C.tesi 9 Ağus. - 21:24:31



İksir ödevine son noktayı koyduktan sonra bakışlarını parşömende gezdirdi. Küçük bir mürekkep damlasını sözsüz bir büyüyle yok ettikten sonra baştan aşağı bir kez daha okumuş, sonunda bu ödevden de kurtulmasının rahatlığıyla ayağa kalktı. Ortak salon neredeyse boştu. Köşedeki geniş koltukta her cümlenin sonunda öpüşen bir çift, diğer tarafta ise yarınki tılsım ödevini yetiştirmeye çalışsalar da konuşmaya dalmış bir grup vardı. Genç adamın derslerle ilgisi çok olmasa da, notlarını iyi tutmak zorundaydı. Ailesini bu konuda utandırmamalıydı. Bu yüzden bir düzen oturtmuştu kendisine. O sırada gürültüyle ayaklanan grup tılsım ödevini yapamayacaklarına karar vermiş olmalıydılar ki, vedalaşıp yatakhanelerine çıkıyorlardı. Aralarındaki siyah saçlı kız arkadaşlarına gitmelerini işaret edip genç adama ilerledi. Vasile kızı az çok tanıyordu, birkaç geceyi beraber geçirmişlerdi. Güzel bir kızdı ama fazla yapışkandı. Ona katlanamayacağından adı kadar emindi. “Yarın başlıyorum. Simone da yardımcı olacak.” Genç adam ona verdiği güzel haber için takdir eden bir gülümseme armağan etti. “Kuralları biliyorsun.” Kız bozulduğunu belli etmemeye çalışıyordu. Bugün kıza iyi davranacaktı. “Bildiğini biliyorum, tatlım. Ama kontrol etmeliyim.” Kendisinden iğrenmişti bir anlığına. Ama kızın gülümsemesi yerine gelmiş, ince parmakları arsızca genç adamın beline koymuştu. “Bu gece biraz eğlenceyi hak ettin bence, Vasile.” Genç adam bu güzel kış gecesini onunla harcamayacağına emindi. Eğilerek dudaklarını kızın dolgun dudaklarına kapatırken, zerre tutkulu hissetmese de kız onu oyalamaya yetecek bir öpücüğü hak etmişti. İnce parmaklar gömleğini kavradığında geri çekildi. “İşim var. Görüşürüz.” Kızın yüzüne bakıp onu iyice kızdırmak istemiyordu. Masadaki parşömenlerini odasına yolladıktan sonra sessiz adımlarla savrulan kapıdan dışarıya çıktı.

Ortak salon onu boğmaya başlıyordu. Slytherin Hogwarts'ta yerleşebileceği en mükemmel binaydı evet. Ama bir şeyler rahatsız ediyordu onu. İnsanlar ilgisini çekmiyordu. Hepsi gereksiz, boş kafalıların tekiydi. Ama onlara katlanmak zorunda olduğunu da biliyordu. Çıkarları uyuyordu. O zaman yolun sonuna kadar onlarla devam etmeliydi. Yaptıkları ve yapmayı planladıkları tek başına yapılacak işler değildi. Son birkaç senedir küçük olaylar çıkarıyorlar, insanları birbirlerine düşürüyorlardı. Hala yakalanmamışlardı. Ya kendilerini fazla küçük gören profesörler umursamıyordu ya da gerçekten Vasile'nin düşündüğü kadar aptaldılar.

Düşüncelerine dalmışken çoktan Hogwarts'ın bahçesine gelmiş, onu büyülemeyi başaran manzarayı izledi. Kar yağıyordu. Vasile daha çok soğuk hava insanıydı. Üşümek, ıslanmak ona sıcağın veremediği huzuru verirdi. Bugün de o güzel günlerden biriydi. Saçlarına düşen karları silkeledikten sonra yürümeye başladı. Madem huzurlu bir zaman geçirmek istiyordu, nereye gideceği son derece açıktı. Adımlarını biraz daha hızlandırdı. Köşesini şimdi her zamankinden daha çok özlemişti. Kendisiyle başbaşa kaldığı nadir zamanlardan biri oluyordu oraya gittiği zamanlar. Ve genç adam en çok kendisiyle konuşmayı seviyordu. Gizli zaaflarından birisiydi bu. Kimse bilmezdi. Bazen kendisine de garip geliyordu ama vazgeçemiyordu bir türlü.

Basamakları tırmanırken nefesi hızlanmıştı. Dar merdivenleri kendisini bildi bileli sevmezdi. Evinin merdivenleri çok genişti. Belki de evini özlüyordu genç adam. Evi ona huzur verirdi. Ve Astronomi kulesi onun evi oluyordu bu şekilde düşünürse. Burayı ikinci sınıfta keşfetmişti. Ayak altında olmadığı ve karanlık olduğu için kimse uğramazdı. Vasile bu durumdan son derece memnundu. Sahiplik hissi onu hep mutlu ederdi. Vücudunu hafifçe eğip alçak kolonun altından geçti. Serin hava yüzünü okşarken, cübbesini çıkardı. Yatakhanenin dışında normal kıyafetleriyle gezmeyi sevmezdi. İnsanlarla arasına koymayı düşündüğü sınırı zedelediğine inanıyordu. Sonunda karanlık bölmeye geldiğinde derin bir nefes alıp kulenin açık kısmındaki yükseltiye oturdu.

Gözlerini kapatıp sessizliği beynine kazımaya çalışıyordu. Öğrenci gürültüsünden arınmış bir gece vardı önünde. Serin bir hava, yüzünü okşayan hafif bir rüzgar ve yere düşemeden eriyen kar. Bu gece yerler iyice tutacak gibi görünüyordu. Yarın kartopu savaşı yapanların çığlıklarından geçilmeyecekti bahçe. Sessiz gecenin keyfine biraz daha varabilmek için ayağa kalkıp dolaşırken, adım seslerini duydu. Hangi gereksizin onu böylesine güzel bir gecedeki yalnızlığından alıkoyacağını merak etse de adım seslerine iç çekmeler de katıldığında sessiz kalarak kolonun arkasına ilerledi. Şimdi içeriye giren kızı rahatça görebiliyordu. Geçen gün beraber cezaya kalmıştı kızla. Güzel, taze bir bedeni ve hoş bir çehresi vardı. Birkaç kelime konuşmuştu sadece kızla. Fazlasını çekecek durumda değildi o gün. Bir kızla ise hiç uğraşamazdı. Nefesini biraz sesli vermiş olmalıydı ki kızın uyarıldığını görebiliyordu. Ağlamaktan şişmiş gözlerini açmış, etrafına bakınıyordu. Biraz daha geriledi kolonun arkasına. “Lumos!” Hafif ışık genç adamı şaşırtmamıştı. Eğer biraz korkma eğilimi olsaydı o da kim olduğunu anlamadığı birisiyle yalnız kalmaktan ürkebilirdi. Kız bir kez daha bakındı etrafına. Işık yardımcı olmuyordu aradığı şeyi bulmasına. “K-kim var orada?” Bu gece biraz eğlenceyi hak etmişti, siyah saçlı kızın dediği gibi. Sessiz kaldı genç büyücü. Kızın korkusunun biraz daha şiddetlenmesini keyifle seyretti. “Orada olduğunu biliyorum, kim olduğunu söyle yoksa sonun çok kötü olur!” Eğer sessiz olmayı planlamasaydı buna kahkahalarla gülerdi genç adam. Korkan bir insanın nasıl davranışlara gireceğini biliyordu. Ve genç cadı bunların hepsini sırasıyla sunacak gibiydi. Birkaç saniye sonra ışık yüzünü yıkadığında ister istemez şaşkınlıkla dondu. Kızın bu kadar dağılmış görüneceğini tahmin etmemişti. Sadece karanlık silüetinin titremesini ve sesinin çatallaşmasını duymuştu. Kıpkırmızı gözlere bakarak ifadesini toparlamaya çalışsa da kız ona fırsat vermeden lafa girdi. “S-sen. Sensin. Vasile… Burada birinin, yani, senin olacağını tahmin etmiyordum. Aksi takdirde, şey, yanlış anlaşılmak istemem. Katiyen.” Kızın kendisini görünce rahatlamasına içten içe kızmıştı. Ama yine de bakışlarını kızın kızarmış burnunda ve ıslak gözlerinde gezdirmekten kendisini alamıyordu. Garip bir şekilde güzel görünüyordu kız. Üstünün dağılmış görüntüsü, saçlarının büyük ihtimalle tatlı rüzgarla hafifçe karıştırılmış olması da buna engel değildi. Minik adımlarla kendisine yaklaşırken, bir kez daha kızın çehresini izledi. Şimdiye kadar ilgisini çekmiş değildi. Aslında şimdi de çektiği söylenemezdi ama kızın bunca umursamazlığa rağmen nasıl güzel görünebildiğini merak ediyordu. Vasila'yı da defalarca makyajsız, saçları dağınık bir halde görmüştü ama dürüst olması gerekirse ikizini bile o halde güzel bulacağını sanmıyordu. “Neden kim olduğunu binlerce kez sormama rağmen sesini çıkarmadın?” Kızın sesi fazlasıyla yorgundu. Ne olmuş olabileceğini merak etmişti kendisine bile itiraf edemese de. Büyük ihtimalle sevgilisinden ayrılmıştı. Belki de aldatılmıştı. Bu tür şeylere ağlardı kızlar genelde. O yüzden bir çoğunu basit görüyordu zaten. Tamam, bir erkeğin sevgilisini aldatması piçlikti ama. Bir kız böyle bir adamın arkasından niye ağlardı ki. Uzun bir süre sessiz kaldığını fark etti. “Tehditlerin hoşuma gitti. Nereye kadar gidebileceğini merak ettim diyelim.” Kızın boş bakışlarından dalga geçme modunda olmadığını düşündü. Umursamıyordu aslında. Ama kız bir kez daha hıçkırarak ağlamaya başladığında suratını buruşturdu. Çocuğu bayağı sevmiş olmalıydı. Aslında çocuğun adını öğrenirse dedikodulardan birinin kurbanı yapabilirdi. Tabii ki kız için yapmayacaktı bunu. Erkeklik onuruna aldatarak kara leke sürdü için. “Hangi binadan?” Kız kaşlarını çattığında kuru bir gülüş çıktı dudaklarından. Hadi ama, bu kadar da yıkılmış olmamalıydı. Biraz olsun aklının yerinde olacağını ummuştu. “Çocuk diyorum, sevgilin hangi binadan? Eski sevgilin mi demeliyim, neyse.” Kızın anlamamış bakışlarıyla hafifçe sinirlendiğini hissetti. Cezada konuştukları birkaç cümleden kızın zeki olduğunu düşünmüştü. Yanılmaktan pek hoşlanmazdı. “Baştan alalı-” Boynuna sarılıp daha da şiddetle ağlamaya başlayan kızla donduğunu hissetti. Elleri havada kalırken, saçma bir düşünce bunun bir saldırı biçimi olup olmadığını sorgulamasına sebep oldu. Göğsüne bastıran baş gömleğini hafifçe ıslatırken, ellerini nereye koyacağını bilememiş, derin bir nefes aldı. Kız büyük ihtimalle şu an Vasile'nin yaşadığı şokun farkında bile değildi. Genç büyücü nefesini vererek ellerinden birini hafifçe kızın beline koydu. Diğerini ensesine koyarken ne yapması gerektiğinden emin bile değil, kız geri çekilene kadar öylece kaldı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lynette Heloise Sneaux
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : merve
Mesaj Sayısı : 107
Kan Durumu : safkan
Taraf : reene
Kişisel Özelliği : adeta bir doutzen
Rp Partneri : vasile, beyim.
Özel Yeteneği : . Metamorfmagus

MesajKonu: Geri: counting stars   C.tesi 9 Ağus. - 22:43:56



Tehditlerinin beş para etmez olduğunu kendisi de elbette biliyordu fakat yüzüne vurulması yüzünü buruşturmasına sebep olmuştu. Edindiği küçük tecrübelere ve bugünkü yaşadığı ağır travmaya göre, gerçekler kadar hiçbir şey can acıtamıyordu. Gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalmak hele ki böyle bir gerçeğe maruz kalmak ne büyük bir lükstü! Lynette, böylesine bir acıyla baş başa kalmaktan korktuğu için yanındaki büyücüye sığınmıştı ya zaten. Her ne kadar ukala bir beyinsiz olsa da okuldaki çoğu erkekten farklı bir çekiciliği vardı ve bunu kabul etmekten daima kaçınmıştı. Beraber kaldıkları ceza gününden beri aklına hiç beklemediği anlarda gelen bu adam, gözleriyle bile büyüleyebiliyordu Lynette’i. Ancak Lynette, bunu kabullenemeyecek kadar aşktan uzak duruyor, cesaret edemediğinden olsa gerek aklına geldiği zamanlarda bile büyücünün gözlerini beyninden söküp atmak istiyordu. Şimdiyse karşısına geçip sevgiliden bahsediyordu! “Ukala herif!” diye geçirdi içinden, bir an sesli bir şekilde dile getirdiğinden şüphelenerek irkildi ve Vasile fark etmiş olacaktı ki manalı bakışlarını cadının yüzünden ayırmıyordu. Ne kadar çirkin olduğunu düşündü Lynette, sonra bunun aptalca olduğuna kanaat getirerek unutmuş olduğu acısını anımsadı incinerek. Hıçkırıkla birlikte annesini sayıkladı fısıldayarak, ve “Annem…” dedi ve kendini tutamayarak daha feci bir şekilde ağlamaya başladı. Güçlükle duruyor, bayılmamak için kendini zor tutuyordu. Şayet o mektubu paramparça etmemiş olsaydı o aptal çenesini kapatması için eline tutuşturabilirdi fakat ne elinde mektubu vardı ne de Vasile denen herif çenesini kapatıyordu. Gözlerini kapatarak bütün bu şeylerin olmadığını hayal etti, ve gözlerinden akan sicimler keşkelerin bir şey ifade etmediğini bir kere daha yüzüne çarparak gerçeklerin bir bütün olduğu zaman neler yapabileceğini gösterdi. Kızarmış gözlerini yanında oturduğu adamın gözlerine kilitledi ve uzun bir süre ona bakakaldı. Masmaviydi, uçsuz bucaksız denizler kadar masmaviydi. Özlemini çektiği babasının gözlerini ne kadar da çok andırıyordu öyle, ya da halen olayın şokunu atlatamadığından dolayı babasının gözlerini gördüğünü sanıyordu. Umurunda olmadığını düşünerek gözlerini ayırmadığı adam, dudağının kenarını hafifçe yukarı doğru kaldırarak çapraz bir gülüş bıraktı yüzüne tam o an Lynette, babasının eksikliğini öylesine içinde hissetti ki, ne yaptığını bilmeyerek farkında olmadan yanında oturduğu adama sarıldı. Gözyaşları durmak bilmiyordu ve Lynette, gömleğini ıslattığı bu adamın ne kadar umarsız bir herif olduğunu bile bile ona sığınmak istiyordu. Gözyaşlarının arasına sıkıştırdığı bir fısıltıyla, “B-ben korkuyorum. Çok korkuyorum hem de. Tarif edilemez bir korku bu, daha önce ne tanık olduğum ne de yakınından geçtiğim bir korku.” Vasile’in ellerini teninde hissettiği an savunmasızlığı bütün zerrelerini sarmış, Lynette boynunda asılı kalan bu eksikliğinin ömrü hayatı boyunca asla dolamayacaığını o an anlamıştı. Büyücünün kendine duvar olduğunu, güvenilir ve yaslanılabilir biri olduğunu umarak, dudaklarından çıkacak her kelimeyi kısıtlamadan, seçmeden veyahut düşünmeden Vasile’e emanet etti. “Senin sandığın kadar basit bir şey değil bu, korkunç bir şey. Bana inan, öylesine korkunç bir şey ki başına gelmesini asla istemezsin.” Dedi ve gözyaşlarıyla ıslattığı adamın göğsünden hafifçe doğruldu, başını umarsızca omzuna yasladı, eliyse hala büyücünün belindeydi. Diğer eliyle cebinden çıkardığı mendille gözyaşlarını silerek olanı biteni anlatmaya karar kıldı. Derince bir nefes aldı ve “Gerçekten bilmek istiyor musun?” diye sordu, sadece vakit kazanmayı istiyor, düşkünlüğünden utandığı için böyle bir adama kendini emanet ettiğini anımsayarak yüzünü buruşturuyordu. Elinden gelen hiçbir şey yoktu, tek istediği bedenini uyuşturan bu acıya son vermek, biraz olsun beynindeki bu düşüncelerden sıyrılarak huzurlu bir uyku uyumaktı. “B-bugün, bir baykuş gelmiş, bana yani, benim için. Göğsümde bir eziklik belirmişti o an, bilmiyorum, belki hissetmiştim. Derler ya, altıncı his.” Güldü, acıyarak güldü. Gülmesine kendisi bile hayretler içinde kalmıştı. Derince bir nefes alarak diğer elini Vasile’in göğsüne yerleştirdi, yaptıklarına inanamıyordu fakat umursamıyordu da, iyi geliyordu anlatmak, ona sarılmak, onunla olmak. Bunların altında yatan sebep, sadece birine ihtiyacı olduğundan değildi elbette, başlı başına Vasile’e olan ihtiyacındandı. Derin bir nefes aldı ve Vasile’in huzursuzluğuna aldanmayarak konuşmasına devam etti, “Zarfı açtığımda, kapkara bir yazıyla karşılaştım. Okuyamıyordum çünkü gözlerim çoktan dolmaya başlamıştı. Başını okuduktan sonra sonunu okuyamadım, harfler gittikçe küçülüyordu, tuhaf bir yazıydı. Daha sonra okumaya cesaret ettim fakat daha fazlasını kaldıracak gücüm olmadığından gerçekle yüzleşemedim. Yırttım attım… Vasile, ben, ben çok korkuyorum. ” Konuştukça içindeki fırtınalar kuvvetleniyordu. Kısa bir süre sonra tekrar ağlamaya başladı ve hıçkırıklara boğulduğundan dolayı konuşmaya çalışsa da başarılı olamadı. Vasile, genç cadıya şefkatle sarıldığında cadı daha da kötüleşti ve kendini Vasile’in kollarına bıraktı. Konuşmaya mecali yoktu, ondan bir şeyler bekliyor, yanından ayrılmasın istiyordu.



_________________



endless dream :
 


ay ay ay:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: Geri: counting stars   Paz 10 Ağus. - 3:23:26



Kızın gözyaşları dinmek bilmiyor, hıçkırıkları peşi sıra dudaklarının arasından fırlayıveriyordu. Genç adam garip bir şekilde onu burada bırakıp gidemiyordu. Annesini fısıldadığını duymuştu hayal meyal. Kendi annesini düşündü, ona bir şey olsaydı bu kadar yıkılır mıydı? Kesinlikle evet. Belki onu zerre umursamadığını bildiği bir kıza sarılıp ağlamazdı ama üzülürdü. İçinden bir ses şu an kızı gereğinden fazla umursadığını hatırlattı. Kızın ince kolları beline daha da sarılırken, düşünmeden usulca biraz daha çekti. Sadece kızın sakinleşip neden bu kadar korku ve acı dolduğunu anlamak istiyordu. Sırlardan, gizlerden hayatı boyunca hoşlanmamıştı ve şimdi büyük bir tanesi gömleğini hala ıslatmakla meşgul olan kızdaydı. Kız başını göğsünden çekip omzuna yaslarken, genç adam derin bir nefes aldı. Bir kıza sadece sarıldığını hiç hatırlamıyordu. Kollarını sadece onu sakinleştirmek için zarif bedenine sardığını, eğer kendisini engellemezse saçlarına sadece onu sakinleştirmek için bir öpücük konduracağını düşünmemişti. Tabii ki kızı sakinleştirmek içindi. Hadi ama, güzel bir parça olabilirdi ama Vasile'nin kalbini çalabilecek bir kız daha doğmamıştı. Kız başını bir kez daha çekip belinde duran elinin aksine boştaki eliyle cebinden mendil çıkardı. Kumaşı hafifçe gözlerini kurulamakta kullandıktan sonra derin bir nefes alıp bilmek isteyip istemediğini sordu. İstediğini fark etti genç büyücü. Kızı bu kadar üzen, korkutan şeyi merak ediyordu. Neredeyse hiç tanımadığı bir adamın kollarına atılarak rahatlayacağını düşünmesi için gerçekten canının yanması gerekiyordu. Çünkü Vasile pek o tip bir adam değildi. Kızlara sarılıp her şeyin geçeceğini söylemezdi. Aslına bakarsa, şu an tam da o erkeklerden biri olmuştu. "Her şey geçecek." Dudaklarından fırlayan sözcükler yüzünden kendisine kızsa da kızın biraz olsun rahatladığını hissedebiliyordu. Merakı uğruna biraz daha kendisinden ödün vermesi gerekiyordu demek. Hiç yapmadığı şey değildi. Defalarca kızlara tatlı tatlı gülümseyip, tam bir centilmen gibi öpmüştü. Ama daha önce hiçbir kıza iyi hissetmesi için sarılmamıştı. Aslında Vasila'dan başka kimse de ona sarılmamıştı. Sadece ikizinin ipek gibi sarılışı ona kendisini harika hissettirebiliyordu. Saçlarına konan bir öpücük, her şeyin iyi olacağına dair inancını güçlendiriyordu. Aynısını kıza da hissettirmek istedi. Sadece sakinleşmesi içindi her şey. Kızın iyi hissetmesini istediğinden falan değil. Belli belirsiz bir öpücük bıraktı kızıl saçlara. Şimdi ise kızı dinlemenin zamanıydı. Ödülünü almalıydı değil mi? Altıncı his kelimesinden oldu olası hoşlanmazdı. Saçma sapan kalıplardan biriydi işte. Bir an kalkıp gitmeyi düşündü. Kendisine yeni bir köşe bulup sabaha kadar oturmayı. Ama bir türlü yapamıyordu işte. Az önce dudaklarını dokundurduğu kızıl saçlar öylesine güzel parlıyordu ki, genç adam etkilendiğini hissediyordu. Yumuşak ve sıcak el göğsüne yaslandığında derin bir nefes aldı. İnce parmaklar gömleğine tutunmuş, genç adamdan destek bekliyorcasına biraz daha yaslanmıştı. Kızın sıcak bedenini hissedebiliyordu. Ve kızın hıçkırıklarının arasında anlattıkları şimdi kulağa daha işe yarar geliyordu. Yırtıp atmıştı işte. Duygularına hakim olamayacak kadar beceriksiz bir bünyenin yapacağı ilk şey buydu. Canını sıkan şeyden kurtulmak. İçinde kıza karşı bir sinir dalgası yükselecek olsa da yine korktuğunu söylemesiyle iç çekti. Kızın korkmasını istemiyordu. Onu ileride güçlü bir kadın olarak hayal edebiliyordu. Kendisine güvenen, korkusuz bir kadın. Ama şimdi kendisine sıkıca sarılan kızın o kadın olmak için çok fazla yolu vardı. Kız bir kez daha ağlamaya başladığında kendisini ona sıkıca sarılırken buldu. Bu duygusuz sarılmalarından değildi. İçinde ilk kez hissettiği bir şefkat duygusuyla kızı sarmıştı. Neden veya nasıl bu duruma geldiklerini bilmiyordu ama kızın korkması hoşuna gitmiyordu. "Ben buradayım. Korkmana gerek yok." Neredeydi? Kızın peşinden gidecek değildi. Sadece rahatlaması için söylemişti tabii ki. Kız buradan odasına gittikten sonra işi bitecekti. Sıcak yatağına yatacak ve bu geceyi uzun süre yalnız kalmanın bir ödülü olarak sayacaktı. Arada bir görürse başıyla selam verebilirdi. Bu düşüncelerinin arasından sıyrılırken, kızın belini usulca kavradı. "Mektubu attığın yeri hatırlıyor musun? Bir de ben bakayım bu mektuba." Yardım etmek zorunda olduğunu biliyordu. İçinden böyle geliyordu. Ve Vasile iç sesine güvenen bir adamdı. Ve demişti ya, kızın korkmasını istemiyordu. Belki bunun bir eşek şakası olduğu ortaya çıkar ikisi de rahatlardı. Kızın korkusuna bakılırsa, bu ihtimalin bayağı düşük olacağı aşikardı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lynette Heloise Sneaux
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : merve
Mesaj Sayısı : 107
Kan Durumu : safkan
Taraf : reene
Kişisel Özelliği : adeta bir doutzen
Rp Partneri : vasile, beyim.
Özel Yeteneği : . Metamorfmagus

MesajKonu: Geri: counting stars   Paz 10 Ağus. - 21:00:36



Büyücünün dudaklarını saçlarında hissettiğinde alabildiğince nefes aldı Lynette, gözlerini kenetlediği boşluktan ayırarak ellerini kucağında birleştirdi ve elini bileğinde gezdirmeye başladı. Nabzının çıldırasıya attığını fark ederek bu kuvvetten korktu ve bir anda bileğini olan güçle sıkmaya başladı. Öyle kuvvetliydi ki bu, bileğinde tırnaklarının izi çıkmıştı. Kendine zarar vermeye en meyilli olduğu andaydı, ne yapacağını bilemeyerek aptalca davranışlar sergiliyordu. Konuşamayacak kadar düşkündü, yerinden kalkamayacak kadar bitkin, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar da korkak. Büyücünün varlığı içindeki boşlukları doldurmaya az da olsa yetiyordu yetmesine ancak boğazında düğümlenen bu şey, yıllar geçse de geçmeyecek gibiydi. Dakikalar şurada dursun saniyeler bile geçmek bilmiyor gibiydi, zaman durmuştu ve yeryüzü Lynette’in acısını harlamaya ant içmişçesine dönmeyi bırakmıştı. Evrende asılı kalan bir yaşam küresi… Kehanet dersinde şaşkın profesörün geleceğe dair bir şeyler görme umuduyla gözünü ayırmadığı küreler gibi bir küre değil, bambaşka bir küre! Zaman denilen şeyin birine bu kadar acı vereceğine ilk defa şahit oluyordu cadı, uğruna şarkılar şiirler yazılan her şeyin ilacı olduğuna inanılan zaman, neden ilerleyemiyordu? Şayet dedikleri gibi bir ilaçsa bu zaman, neden duruyordu öylece durduğu yerde, neden ilerleyerek Lynnette’e yaşadıklarıyla yüzleşebilme umudunu vermiyordu? Palavradan öte bir şey değildi bu, kılıf olsun diye uydurulmuş milletin üzerine düşerek arkasına dahi saklandığı bir palavra! Her ne kadar kötüleyip dursa da bunun doğru olmasını ne kadar da çok isterdi, yaşadığı bu travmalar onu büsbütün çelişkilere sürüklüyordu. Her şeyin geçeceğini söyleyen büyücüye bir kere daha baktı ve “Sence gerçekten zaman dedikleri gibi ilaç olabilir mi?” kendisinin inanmadığı bir şeyi, başkasına soruyordu, cümlesini bitirdiği an “Ne büyük aptallık!” diye geçirdi içinden. Esasen, büyücünün gözlerine her baktığında o maviliğin içinde gizlenmiş olan umuda bakıyordu Lynette. Sorduğu sorudaki saklanmış beklenti bile umudunu aradığının işareti değil miydi zaten. Her ne kadar aptalca olsa bile Lynette sadece güzel olan şeyleri duymak istiyordu, gecenin karasına boyun eğmeyi değil mevsimin beyazlığını görmeyi diliyordu. İçinin alev almasını değil, bambaşka hislerle tatlı bir huzura kavuşmak istiyordu. Lynette sadece geçtiği gündeki mutluluğuna hasret duyuyordu belki de, aynı anda binlerce duyguyu barındırıyordu. Dünlere hapsolarak geçmişini tazelemek istiyordu. Geleceği ona o kadar kara görünüyordu ki, karşısındaki şey içine her şeyi çeken kara delikten başka bir şey değildi sanki. Yanında olduğunu her hareketiyle hissettiren Vasile, Lynette’e acıyarak mı bakıyordu yoksa gerçekten hissettirdiklerinde samimi miydi, seçemiyordu. İster istemez bu büyüye kapılıyor, zaafına yenik düşüyordu. Yanında olduğunu söylememiş miydi? Neden hala korkuyordu, niye bir türlü sıyrılamıyordu bu endişelerinden? Ailesinin kötü bir batağa saplandığını düşünüyordu Lynette, hatta suikasta kurban gittiklerini bile geçirmişti aklından. Şayet mektubu okumaya cesareti olsaydı bu paranoyaklığa gerek kalmayacaktı ancak aciz Lynette mektubu yırtıp atmıştı. Şimdiyse Vasile mektubu görmek, okumak istiyordu. Ellerini büyücünün koluna dokundurdu ve hafifçe sarstı, “Hayır! Bahçedeyken yırtmıştım, buraya gelmeden hemen önce, baksana hala kar yağıyor. Değil mektuptan parçalarından bile eser bile kalmamıştır.” Dedi ve duraksayarak içinde derin bir nefes daha çektikten sonra konuşmasını sürdürdü “Hem, yanımda olduğunu söylememiş miydin? Bahçeye mi çıkacaksın şimdi de?” İçindeki korkunun ileride bambaşka şeylerin habercisi olacağının farkında bile değildi Lynette. Hatta o mektubun aslında ailesinin ona anlatmak istediği her şeyi sakladığından bile bihaberdi, sadece üzüntüsüne odaklanıyor, geriye kalan hiçbir şeyi düşünmek istemiyordu. Derin bir nefes alarak başının yasladığı omuzdan ayrıldı ve doğrularak oturuşunu dikleştirdi. Gözlerindeki nemli bakışlar kulenin duvarlarında gezinirken kendinde bulduğu güçten istifade ederek dudaklarını beyninden geçen her düşünceye açtı ve konuşmaya başladı. “Doğrusunu söylemek gerekirse, öncelikle belirteyim paranoyak olduğumu düşünebilirsin, ailemin nasıl öldüğünü tahmin edebiliyorum. En azından kimlerin sebep olduğu konusunda henüz emin olamasam da şüphelendiğim birtakım şeyler var. Nasıl olur da bu haldeyken bunca şeyi düşünebilirsin diyebilirsin, hatta tamamen uydurulmuş şeyler de diyebilirsin. Hak veriyorum, kulağa pek mantıklı gelmiyor fakat ailemi az çok tanıyorum nihayetinde. Her neyse, evimizin rutubetli ve devasa bir salonu vardı. Oraya girmekten daima çekindiğim için, bir gün olsun her yerini gezememiştim, sadece kapısından bakabiliyordum. Zaten ailemden önce evdeki çalışanlar bile oraya girmemi yasakladığı için adım atmama dahi izin yoktu. Kendi evimde giremediğim odalar… Ne aptalca!” dedi ve kurumuş dudaklarından çıkan her kelime Lynette’in her şeyin bir anlamı olduğunu düşünmesine sebep oluyordu. Söylediği her şeydeki manayı yeni yeni fark ediyor, beyninde canlanan her görüntü ona bu olayın peşini bırakmayacağını defalarca kez tekrar ediyordu. Çatallaşan sesini düzelterek ciğerlerine bir nefes daha çekti ve devam etti, “Evimize sık sık olmasa da zaman zaman toplu halde misafirler geliyordu, tuhaf görünümlüydü çoğu, hatta bir seferinde bembeyaz bir sureti olan kadını görmüştüm. Gözleriyse o kadar maviydi ki, hatta gülümserken vampir dişlerini andıran dişlere sahip olduğunu gördüğüme yemin bile edebilirim! Çok, çok korkutucuydu! Her biri teker teker o devasa salona doğru ilerlerken annemin beni odama nasıl ittiğini şu an bile hatırlayabiliyorum. Bu olanlar beş altı sene evvel olmasına rağmen halen capcanlı bir şekilde hatırlayabiliyorum. O zamanlar aklım hiçbir şeye ermediğinden olsa gerek, şu an bazı şeylerin ne kadar şüphe çektiğini anımsayabiliyorum. Hogwarts’a başladığım günden sonra bu toplantıları yaz tatillerinde olmak üzere bir ya da iki kez görmüşümdür.Ondan sonra hiç görmediğimden, düşünmüyordum bile. Dışarıdan bakıldığında ne kadar saçma olduğunu sezebiliyorum, ancak elimden bir şey gelmiyor ne yazık ki, bunların her biri gerçekler.” O kadının gözlerini gözünün önüne getirdiğinde vücudundaki ürperme titremesine sebep olmuştu ve büyücü bunu fark ettiğinde kendisini hafifçe geri çekerek zihninde bütün bu parçaları birleştirmeye çabaladı. Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın yorulmuş olan beyni ona itaat etmiyor aksine gözleri kapanmaya doğru giderek Lynette’i uyumaya sevk ediyordu. Hafifçe silkinerek dudaklarını araladı ve tekrar konuşmaya başladı “Parçaların her biri bir şeyleri ifade ediyor değil mi? Bütünleştirdiğin zaman durumu özetliyor gibi. Ben, bunların her birinin uydurma bir saçmalıktan ibaret olmasını o kadar çok isterdim ki. Ne kadar aptalım.” Dedi ve dizlerini kıvırarak kendine doğru çekti sonrasında başını dizlerinin üzerine koyarak bütün bu olanlardan uzaklaşmak istedi. “Gözlerimi kapatıyorum, annemi görüyorum. Sonra babamın gözlerini.” Diye fısıldadı. Daha sonra ağlamaklı bir sesle “Senin, senin gözlerin babamın gözlerine o kadar çok benziyor ki Vasile…” Dedi ve başını koyduğu yerden kaldırarak hışımla büyücünün boynuna gizledi. Gözyaşları bu sefer büyücünün boynunu ıslatıyordu ve zayıf düşmüş elleri büyücüyü sımsıkı sarıyordu. “Güçlü olabilmeyi öyle çok isterdim ki…” dedi ve sustu. Derin ve olabildiğine keskin bir sessizlik kulenin duvarlarında yankılanmaya yüz tutmuştu.


_________________



endless dream :
 


ay ay ay:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: Geri: counting stars   Ptsi 11 Ağus. - 18:18:00



Gideceği fikrinden kız hoşlanmamıştı. Vasile bir an ona ihtiyaç duyan kızın varlığıyla böbürlenecek olsa da vazgeçti. Hayatında ilk kez iyilik yapmayı kastederek iyi bir adam olabilirdi. Karşısındaki kız her şeyden önce annesini kaybetmiş küçük bir kızdı. Kaç yaşındaydı, on beş mi? Olsa olsa on altı olabilirdi. Belki Vasile gibi ay farkıyla yaşıtlarından büyüktü o da. Hoş onu ilgilendirmiyordu bunlar. Kız doğrulduğunda başının omzunu ısıttığını fark etti. Şimdi o sıcaklık gitmiş, yerini boşluk almıştı. Bir kez daha omzunda ağlasa sabredebilirdi aslında. Hoş bir duyguydu. Genç adam hayatı boyunca hiçbir hazza bağlanmamıştı. Günlük, haftalık eğlencelerdi onun hayatındaki şeyler. Kızlar, içkiler ve grubu. Ortalığı beraber karıştırdıkları grubu bile geçiciydi onun için. Birisi yakalanırsa, bir daha yanına yaklaşmazdı. Onuru ve hedefi arkadaşlık denen saçmalıktan daha önemliydi. Ve bu yoldan aptalın teki için tabii ki vazgeçemezdi. Düşündükleri kızın anlattıklarıyla bölündü. Dürüst olmak gerekirse kız gerçekten ilginç şeyler anlatıyordu. Paranoyak olduğunu bile düşünebilirdi. Kız da bunu kabulleniyordu zaten. Ama içinden bir ses kızın anlattıklarının doğru olduğunu söylüyor, garip bir şekilde inanmasını öğütlüyordu. Neden bilinmezdi ama Vasile kıza inanmaya hazırdı. Kıpkırmızı gözlere bir bakış attı. Böyle bir numaraya kanmaya onuru izin verebilirdi. Kız ona şaka yaptığını söyleseydi, gerçekten şaşırırdı dürüst olmak gerekirse. Kızın gözlerinden birkaç damla yaş daha kaçarken, fark etmemiş bile telaşla anlatmaya devam etti. Beyaz suretli kadını hayal etti. Kendilerinin evine de böyle değişik tipler gelir, partilerde çılgınca dans eder, geceleri evlerinde kalırdı. Vasile ikizinin ne kadar korktuğunu hatırladı. Kendisi bile biraz ürkerdi. İkisi bir süre babalarının konuşmalarını dinleyip odalarına koşarlardı. Sabaha dek ikizinin yanında oturur, korkmaması için saçlarını okşayarak uyuturdu. Kız cümlesini bitirdiğinde usulca titremişti. Ona hak vermeden kendisini alamadı. Kötü bir teoriydi bu. Gerçek olması durumunda insanı yiyip bitirebilecek bir teori. Kız belli ki onun titremesini fark ettiğini anlamış olacak, kendisini geri çekti. Kendisine aptal diyen kızlardan hoşlanmazdı. Gerçekten aptal olmadıkları sürece. Ki Vasile karşısındaki kızın aptal olmadığını düşünüyordu. Islak gözlerindeki zeka pırıltıları kendisini ele veriyordu.

Karşısında tortop olan kızı izledi bir süre. Güzel göründüğünü düşünmekten geri alamadı kendisini. Kızıl saçları iki yanından dökülmüş, zarif bedenini okşuyordu. Gözlerini kırpıştırarak arkasına yaslandı. Ne düşeneceğini, kıza inanıp inanamayacağını gerçekten bilmiyordu. Bir yanı inanmasını, kıza yardım etmesini söylüyordu. Bu gerçek Vasileydi, biliyordu. Kötü olmaya alışmış yani ise bırakıp gitmesini söylüyordu. Uykusunun geldiğini, kendisine başka bir kız bulacağını veya herhangi bir şey söyleyip odasına dönmesini söylüyordu. Ona neydi ki? Saçmalıktı bunlar. Kendisini gerçek Vasile'yi dinlerken buldu. Kendisine kurduğu kalkanın arkasındaki Vasile'yi. Burada duracak, kızın odasına gittiğinden emin olacak, eğer yardım isterse yardım edecekti. Parmakları usulca teselli etmek istercesine kızın omzunu sıkarken, sakinleşmesini istiyordu. Büyük ihtimalle kendisini ağlamamak için tutuyordu. Ve bu canını daha fazla yakıyordu. "Öncelikle paranoyak olduğunu düşünmüyorum. Aksine olabilecek şeyler anlattığını düşünüyorum. Ve eğer seni biraz olsun rahatlatacaksa, o değişik tiplerden ben de korkardım." Korktuğundan bahsetmek hoş değildi. Ama kızın rahatlamasına sebep olacaksa mantıklı hareketlerden birisiydi. Onun gibi olduğunu belli etmek istiyordu bir zamanlar. Onun da çocukça korkuları olmuştu ama bunu hep aklının gerisine atmak zorunda kalmıştı. "Ayrıca, eğer istersen sana yardım edeceğim. Onları öldürenleri bulacağız." Kızın ağlamaklı sesiyle irkildi. Yine başlıyorlardı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken, boynuna dokunan burunla sustu. Kız yine boynuna sığınmıştı. Az önce zayıfça iki yanında sallanan elleri ise sıkıca beline sarılmıştı. Sıcacıktı kız. Hiç beklemediği kadar sıcaktı hem de. Gözlerini bir de onun gözünden görmeyi denedi. Maviydi, biliyordu. Ama nasıl göründüklerini hiç merak etmemişti. Uğraştığının aksine sıcacık mı bakıyorlardı, içindeki buzu dışarıya mı yansıtıyorlardı bilmiyordu. "Bak, eğer yardımımı istiyorsan beni dinleyeceksin. Anlaştık mı?" Kızın bakışları kendisine kalktığında usulca yutkunup dudaklarını ıslattı. "Bugün dinleniyorsun. Seni odana bırakıyorum. Veya başka yerde uyumak istersen oraya. Ama seçeneğinin çok olduğuna emin değilim." Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti. "Giderken mektubu bulup birleştiriyoruz ve ben gece bakabildiğim kadar bakacağım. Yarın yine konuşuruz." Nefesini verip kızın omzunu bir kez daha sıkıp gözlerine baktı. "Yarın ağlayan bir ortak görmek istemiyorum. Sakin bir kafa istiyorum. Anlaştık, değil mi?" Başını diğer yana çevirip kızın biraz daha kendisine sarılarak sakinleşmesini bekledi.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lynette Heloise Sneaux
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : merve
Mesaj Sayısı : 107
Kan Durumu : safkan
Taraf : reene
Kişisel Özelliği : adeta bir doutzen
Rp Partneri : vasile, beyim.
Özel Yeteneği : . Metamorfmagus

MesajKonu: Geri: counting stars   Salı 12 Ağus. - 8:02:55




Kendini güçlükle büyücünün bedeninden ayırabildiğinde hem zihinsel hem de fiziksel yönden çektiği yorgunluk, bedeninde uyuşukluk etkisi yapıyordu. Garip bir şekilde süzülen gözleri, büyücünün gözlerine takıldığı anda bambaşka bir boyuta gittiğini fark ettiğinden dolayı olabildiğince kendini çekmeye çalışıyor, beyni zaaflarını daha fazla öne sürmek istemiyorken ta içerisinden gelen bambaşka ve daha tatlı bir ses, ona sığınması gerektiğini söylüyordu. İçinden gelen ses kulak vererek yeniden büyücünün gözlerine baktığında ondan beklediği bütün şeylerin gözlerinde canlandığını görebiliyordu. Bir an evvel bunların geçmesini diliyorken, istemsiz bir şekilde bu anın da durmasını istiyordu sanki. Çelişkilerin bir bütünüydü adeta. Ne yaptığını, ne istediğini ya da ne istemesi gerektiğini hiçbir şekilde kestiremiyordu. Fakat tek bir şeyden emin olabilirdi ki, o zarfı açtığı andan itibaren kısa bir süre de olsa yaşadığı bunca şeyden ve hissettiği bunca acı histen sonra şu an belki diyebiliyordu, umutlanabileceği bir kapı daha açılıyordu bir başka deyişle ise Lynette, bunu fırsata çevirebilmek için elinden geleni yapacağını düşünüyordu. Korku kelimesinin ağzına hiç yakışmadığını söyleyecekken bir el onu dürterek susturdu ve Lynette ısrarla karşısındaki büyücünün etrafındaki herkesten bin kat daha korkusuz olduğunu düşünüyordu. Lynette içerisinde farklı duygular yaşatan bu adama karşı git gide savunmasızlaşıyor, o ne derse itaatkar bir tavır sergileyerek onay veriyordu. “Senin korkabileceğini bir an olsun düşünmezdim, yani demek istediğim, sen tanıdığım herkesten farklısın.” bir anda ağzından kaçırdığı bu cümleyi ağzına geri sokabilmek için uzun bir süre çabalayabilirdi fakat olmuşa çare yoktu. Aynı zamanda ağzından çıkan her kelime öyle çok hayranlık barındırıyordu ki kıpkırmızı kesilmişti. Büyücünün de kıvrılan dudakları tebessümü ele verdikçe Lynette daha çok kızarıyordu. Gözlerini aşağıya indirerek gözlerini kaçırdı ve bütün acısını bir nebze de olsa unutturan bu büyücüye karşı beslediği hayranlığı küçücük bir cümleyle olsa da ifşa ettiği için kendisine fazla fazla kızdı. Bir türlü kabullenemediği platonik sevdasını inatla reddettiği anlara özlem duydu bir an için, rezil olduğunu düşünüyordu. Büyücünün de bundan hoşnut olduğu sözlerinden belliydi ancak Lynette’ti bu işte, bir kere utanmıştı ve yerin dibine girmeyi istiyordu. Limdiye kadar hiç kimseye böyle bir yakınlık duymadığından olsa gerek ceza gününden sonra ara ara aklından çıkmayan büyücünün etkisi altına çoktan girmişti. Fakat, bunu kabullenmediği için içinde gizlediği bu sırrı ifşa etmek gururunu incitmişti. Ceza gününü anımsadığında kupkuru olan dudakları hafif bir tebessümle kıvrılmıştı, tabii ki acı vererek, ama aldırmadı ve bu güzelliğin içine bıraktı kendisini. Bin bir duyguyu hücrelerinde barındırıyordu Lynette, mutlu olmuştu çok muydu? Yardımcı olacağını sürekli dile getiren bu büyücüye belki de aşık olacaktı? Düşüncelerinden dahi utandı ve hafifçe öksürerek ciddileşti. “Dediğim gibi, eğer bana soracak olursan o mektuptan eser kaldığını sanmıyorum. İnatlaştığımı düşünüyorsun, ama havaya şöyle bir bakarsan haklı olduğumu sen de göreceksin” Gökyüzünün en mucizevi halini asırlardır bu kuleden izleyen Hogwarts’a bugün bambaşka bir şekilde yağan kar, Lynette’in acısını dondurmaya yetmiyordu ama büyücünün engin gözleri ve dudaklarından dökülen her bir kelime sarıp sarmalıyordu yarasını. Yatakhanesinde geçirdiği o birkaç saat boyunca yatağında bir sağa bir sola dönerek uyuyamayacağını anladığı için buraya gelmişti ya zaten, yatağına yattığı an her şey tekrar üzerine çullanacaktı, adı gibi biliyordu. “Vasile, yatakhane olmaz. Benim buraya kadar gelmemdeki en büyük sebep kafamı yastığa koyduğum anda üzerime çullanan anılar, isimler, hatta pişmanlıklar… Bunların haricinde o kadar çok şey var ki beynimi yiyip bitiren. Orası olmaz, uyuyamam orada, biliyorum, uyuyamayacağımı biliyorum. Deli gibi uyku istesem de, ihtiyacım olsa da eğer oraya girersem her şey yeniden başlayacak.” Dedi ve yalnız kalmak istemediğini açıkça belli etti. Belki büyücünün uykusu vardı, belki o gitmek istiyordu, ağzından kaçırdığı cümle hoşnut etmiş gibi görünse de içten içe rahatsız etmişti ve kaçmak istiyordu olamaz mıydı? Silkindi ve aptal düşüncelerden uzaklaşması gerektiğini, bu tür paranoya dolu düşüncelerin beynini daha fazla yormasını istemediğini zor da olsa anladı. Ağlamayı elbette o da istemiyordu ancak elinden bir şey gelmiyordu ki. Gözlerini tekrar büyücünün gözlerine doğrulttu ve sarf edeceği cümlelerinin sonunun nereye ulaşacağını düşünmeden derin bir nefes aldı ve “Yanımda kalmanı istiyorum, ya burada ya da başka bir yerde neresi olacağı umurumda değil. Sen, bir şekilde bana fazlasıyla iyi geliyorsun ve bu gece daha fazla şey kaybetmek istemiyorum. Gerçi kaybedecek pek bir şeyim olduğunu da sanmıyorum ama dediğim gibi, yanımda kalmanı istiyorum. Şımarık bir kızın düşünceleri gibi gelebilir, gözleri kıpkırmızı olmuş saçları birbirine karışmış çirkinlik abidesi olan ve ailesini kaybetmiş acı içinde kıvranmaktan beynini yemiş biri olarak da görebilirsin.” Omuzlarını silkerek daha sonra bin pişman olacağı bu cümlelerden tuhaf bir biçimde gurur duydu ve derin bir nefes alarak susmayan çenesini yine açtı “Hem, yanımda olacağını söyleyip durmuyor musun? Ol işte. Yanımda kal.” Açık sözlülüğü takdire şayandı fakat, bir geceye bu kadar çok ifşa yetmez miydi? Utanmasa açık açık aşık olduğunu söyleyecekti. Kabul edemediği gerçi böyle bir gecede böyle bir zayıflıkta bir çırpıda orta yere seriyor olması rezilliğinin daniskası değil miydi? Hiçbir şeyi umursamayarak gecenin karanlığına kendini bıraktı ve kaldığı yerden kulenin duvarlarını gözleriye gezmeye devam etti. Daha önce kulenin bu kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemişti.



_________________



endless dream :
 


ay ay ay:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: Geri: counting stars   Çarş. 13 Ağus. - 22:28:57



Genç büyücü sessiz bir iç çekerek kızın telaşlı açıklamasını izledi. Bu iş düşündüğünden fazla uzamıştı. Ve kızın bakışları canını sıkıyordu. Kendisini baskı altında hissediyor, yardım etmek zorunda olduğunu düşünüyordu. Kızın gözlerini izledi bir süre. Hemen ağlamaya hazır yüzünü, titreyen dudaklarını. Böylesine güzel bir kızın kendisinden hoşlanmasından gurur duyabilirdi. Ama gerçekten bu tür duygularla işi yoktu. Ve duygularını babasının isteği üzerine o kadar derine itmişti ki, onları bulabileceğine de pek emin değildi doğrusu. "Tamam, sakin ol prenses. Yatakhaneye gitmeyiz." Niye ikisi adına konuştuğunu da bilmiyordu. Belki kızın yalnız kalmak istemediğini açık açık söylemesi bu cesareti bulmasına sebep olmuştu. Bu gece yapabilecek daha az sıkıcı bir şeyi yoktu. Saat on ikiye geliyordu ve eğer kız yalnız kalmak istemiyorsa, bırakmayacaktı. Ona edebileceği nadir yardımlardan biriydi. Çünkü kızın anlattığına göre elde mektup yoktu ve nasıl bir yol çizebileceklerini bilmiyordu. Düşüncelerine ara vererek konuşmaya başlayan kıza döndü. Kızın gözleri gerçekten güzeldi. Yaşının verdiği heyecanla, üzgün olsa dahi parıl parıldı. Kızın söyledikleri kulaklarına dolarken, bakışları da çehresinde dolaştı. Daha önce sarı olarak gördüğü kızıl saçlar, ağlamaktan kızarmış güzel burun ve dolgun dudaklar. Böylesi bir kızı yanında taşımaktan gurur duyacağına emindi. Belki yeterince güvenirse Bayan Vaduva bile olabilirdi. Romanya'nın en köklü ailesine yaraşan bir kadın olacağına emindi ileride. Ama kızın isteğinin bu olmadığını görebiliyordu. Kızın sevilmeye, destek görmeye ihtiyacı vardı. Her ne kadar öyle düşünmese de, bunun için doğru adam Vasile değildi. O sevemez, karşılıksız bir ilişki kuramazdı. Eğer başı belaya girerse çeker giderdi. Bunları kıza yaşatmak istemezdi doğrusu. "Ben sana iyi gelmiyorum, ufaklık. Bu sadece bir yanılsama. Yanında bir başkası olsaydı onun için de aynı şeyleri hissedecektin." Derin bir nefes alıp kızın omzunu tuttu usulca. Kendisini bir ilişkiyi bitiriyor gibi hissediyordu. Çirkin bir histi doğrusu ama küçük bir kızın duygularıyla oynamayı da kendisine yediremezdi. "Anlayacağın, tatlım. Bu gece sana sadece arkadaşlığa en yakın duyguyu hissederek yardım edeceğim. Benden fazlasını bekleme." Kızın bakışlarını üzerinde hissetse de diğer tarafa döndü. Bu konuşmayı yapmak zorunda olması hoş değildi. "Ben seni her gün bıkmadan parçalarım. Ve arkama dönüp bakmam bile. Böyle bir adamdan hoşlanman doğru değil. Bir an önce unutmaya bak." Acımasızlaştığını biliyordu. Kızın acısının üstüne bu sözleri sarfetmesi hoş değildi ama ileride daha çok üzüleceğine de adı gibi emindi. Vasile'ydi bu. Kırar, parçalar bir kez bile üzülmezdi. "Ama önce uyuman lazım. Ben burada olacağım. Şuralarda bir yerde astronomi kulesinden aldığım örtü olacaktı. Bazen burası gerçekten kafanı dinleyerek uyumak için güzel bir mekan oluyor." Kızın yanından kalkıp köşedeki topağa ilerledi. Bulmuştu işte. "Scourgify!" Şimdi elinde tertemiz bir örtü vardı. Açıklığın yanına getirip yere düzgünce serip kıza elini uzattı. Tutmak isteyeceğinden emin değildi açıkçası.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lynette Heloise Sneaux
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
Sihirli Yasal Yaptırım Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : merve
Mesaj Sayısı : 107
Kan Durumu : safkan
Taraf : reene
Kişisel Özelliği : adeta bir doutzen
Rp Partneri : vasile, beyim.
Özel Yeteneği : . Metamorfmagus

MesajKonu: Geri: counting stars   Perş. 14 Ağus. - 13:35:31

Her şeyin üst üste geldiği berbat bir geceden ötesi değildi. Kendini açıklamaya çalıştığı her şeyde olayları daha da kötüye götürüyor durmaksızın bir şeyleri berbat etmeye devam ediyordu. Bir an düşünmeden konuştuğu için kendisinden nefret edecekti fakat kısa bir duraksamanın ardından yapması gereken şeyin aslında karşısındaki adama güvenmemek olduğuna kanaat getirdi. Söylediği her şeye boş bakışlarla katılıyor, gözlerini kırpmadan büyücüye bakıyordu. Çok değil, birkaç dakika önce sarılıp sıcaklığını hissettiği adam şu an buz kesiliyordu. Çelişkilerin onda bütünleştiğini anladığında her şey için çok geçti. Bir daha asla ona karşı küçük düşmeyeceğine kendince bir söz vererek tavrını korumaya çalıştı. Ne derse susuyor, sessizliğiyle karşılık veriyordu. Az evvelki heyecanından adeta hiçbir şey kalmamış, aksine bomboşluğu bütün kuleyi doldurmuştu. İçindeki boşluk bütün organlarını yırtarcasına çoğalıyor, bedeni yarılarak boşluğa sürükleniyordu. Bunlara rağmen sessizdi, heyecan boşunaydı. ”Ufaklık. Yanılsama. Tatlım. İyi gelmiyorum.” büyücünün söylediği her şey delirircesine beyninin içinde yankılanıyordu. ”Artık annen yok, baban da tabii ki. Ufaklık, kimsen yok. Tatlım, yanılsama bunlar sadece. Annen var.” Gözleri odaklandığı duvarlardan bir an olsun ayrılmıyor, bedeni titremeye başlıyordu. Sessizlik kötü şeylerin habercisi olurdu her zaman, fakat bu kadar yakın olmak zorunda değildi. ”Arkadaşınım, fazla bir şey bekleme. Babanın gözleri. Mavi. Gözler. Büyücünün sarf ettiği her sözcük beyninin içini yakıyordu. Gözlerinin önüne inen kapkara perde, ortalığı sise bürümüştü. Elleri titriyordu ve elbette bütün bedeni. Öfke nöbetine girmesine ramak kalmıştı ki büyücünün yere serdiği örtüyü belirli belirsiz görmeye çalıştı. Silkindi, tek istediği kendine gelebilmekti. Derin bir nefes alarak olabildiğince bütün oksijeni içine çekmeye çabaladı. Ve bir kez daha, sonra bir kez daha… Duraksamadan nefes alıp vermeye çalışarak kendine gelmeye çalışıyordu. ”Sakin ol, Lynette. Geçecek, her biri geçecek.” diyerek fısıldadı çatallaşmış sesiyle. Nefes almaya devam etti, ”Hadi Lynette, dayan. Bu gece bittikten sonra yarına capcanlı başlayacaksın.” Kendi kendine teselli verme çabaları işe yarar gibi görünmese de büyücünün duymamasını istercesine içine doğru fısıldıyordu, göğsü inip kalktıkça daha fazla nefes alıp vermeye çalışıyordu. Büyücünün üzerine doğru uzanmasıyla hafif irkildi ve uzattığı ele baktı bir süre. Tutmak istiyor muydu, ya da esas soru artık onunla olmak istiyor muydu, bilemiyordu. Boş bakışlarla büyücüye doğru baktığında göğsü hala devasa nefesleriyle inip kalkıyordu. Astım hastası olsa bu kadar zorlanmayacaktı belki de. Yanında olmaya gönüllü olmaya çalışan bir büyücü, gururunu mu dinleyecekti yoksa bunu bir fırsata mı dönüştürecekti. Bilemiyordu. Derin bir nefes daha aldı ve uzanan eli görmezlikten gelerek yerinde doğrulmaya çalıştı. Ayağa kalkmaya çalışırken ayağının tökezlemesiyle yere çakılması bir oldu. Düşene bir değil defalarca tekme daha. Burnundan solumaya başlayan Lynette, öfkesini kontrol altına almaya çalıştı ve hala havada duran o ele iki eliyle tutunarak ayağa kalktı. Büyücünün yüzünde beliren şaşkın ifade onu daha da güzelleştiriyordu fakat Lynette o yüze bakmayı hiç mi hiç istemiyordu. Derin bir nefes alarak küskünlüğün sırası değil diye düşündü ve ”Te-teşekkür ederim, Vasile.” diye kekeledi istemsizce. Ayakları basmakta zorlanıyor olsa da büyücünün kolundan tutunarak ondan destek aldı ve ağır ağır adımlarıyla yürümeye başladı. Örtünün yanına geldiğinde dizlerini hafifçe kırdı ve büyücünün desteğiyle hafifçe oturdu. Duvara yaslanmaya çalıştı fakat ilk seferinde başarısız oldu, arkaya doğru kendini verdi ve sırtı duvarla nihayet bütünleşti. Büyücüye doğrulttuğu boş bakışları, bıkmış gözlerle karşılaştığında utandığını hissetti. Birini istemeyerek yanında tuttuğu için öfkelendi. Dudaklarını araladığında öfkesinden eser yokmuş gibi bir tavır alarak konuşmaya başladı, ”Evet, sessiz. Senin olduğun gibi…” dedi ve acı bir gülümsemeyle birlikte diğer cümlelerinden sonra oldukça farklı olarak iğneleyici bir edayla kaldığı yerden konuşmasına devam etti “Fakat sen de bilirsin ki, herkes sessizlikten senin olduğun kadar hoşlanmaz. En nihayetinde ben, sessizliğe dayanabilecek biri değilim. Katlanmak oldukça zor.” dedi ve ellerini kucağında birleştirdi. Yanında olmayı kabul eden birine karşı terbiyesizlik ettiğinin farkındaydı fakat bugün, düşünmeden konuşacak hiçbir şeyi umursamayacaktı. Acı vereceğini peşin peşin söyleyen bir adam, dürüstlüğünü tebrik etmek gerekirdi aslında. Dudaklarını sıktı ve dişlerinin arasından tıslayan bir ses ile ”Başka biri olsaydı ona bu tür şeyler hissetmezdim aptal. Başka biri olsaydı çoktan uzaklaşmıştım. Başka biri olsaydı onu yanımda istemeyecektim bile.” dedi ve gözlerini devirdi. Reddedilmiş sayılabilir miydi? Elbette, reddedilmişti.



_________________



endless dream :
 


ay ay ay:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vasile Vaduva
Tılsım Profesörü
Tılsım Profesörü
avatar

Gerçek Adı : Tugi
Mesaj Sayısı : 55
Kan Durumu : Safkan
Taraf : Maradh
Kişisel Özelliği : Soğuk Nevale
Rp Partneri : lynette, hatunum.
Özel Yeteneği : Çatalağız
Evcil Hayvan : Baykuş, Loki.

MesajKonu: Geri: counting stars   Perş. 14 Ağus. - 22:20:06



Kızın boş bakışlarını izlerken, kendisince doğru yaptığını tekrarladı. Daha önce hiçbir kızı üzmemek için reddetmemişti. Gerçekten önemli bir şeydi bu Vasile için. Hadi ama, güzel kızdı. Birkaç aya onu unutturacak bir erkeği mutlaka bulurdu. Elini tutmayarak ayağa kalkmaya çalışsa da tökezleyerek düştü. Ellerini geri çekmeden kıza uzatırken, kız burnundan soluyarak eline tutunup ayağa kalktı. Kızın elleri sıcacıktı. Ve kızgınken bile güzel görünüyordu. Saf bir güzelliği var gibiydi. Gözleri insanın içine işliyordu. Büyüdüğünde onu daha olgun ve oturmuş bir çehreyle görmek isterdi. Bakışlarını kaçırarak dışarıya bakarken "Önemli değil." diye mırıldandı. Kızın ince parmakları koluna tutunurken, yavaş adımlarla örtünün yanına ilerlediler. Kızın ayağı gerçekten acımış olmalıydı düştüğünde. Eğer öyleyse bile kız bunu büyük bir ustalıkla sinirin dolaştığı yüzünde gizleyebiliyordu. Birkaç saniye içinde örtünün yanına geldiklerinde kızın oturmasına yardım etti. Ardından ne yapacağını bilemez halde kızın yanına otururken sırtını duvara yaslamış, soğukla iç çekti. Soğuğun ona kim olduğunu hatırlatmasını istiyordu. İçindeki soğuğu harekete geçirmesini, gerçek Vasile'nin ortaya çıkmasını bekliyordu umutsuzca. En azından bugünlük bu imkansız gibiydi. Kızın konuşmasıyla bakışlarını ona çevirdi. Söyledikleri ona göre doğruydu tabii ama Vasile pek katıldığını söyleyemezdi. "Sessizlik beni ifade eden tanım sanırım. Ve bundan son derece memnunum, dürüst olmak gerekirse." Kızın sinirinin daha da arttığını fark edememek için kör olmak gerekirdi. Ve Vasile bu tanıma en uzak insanlardan biriydi. Sessiz kalarak kızın sinirli cümlelerine devam etmesini izledi. Bazen elini farkında olmadan yumruk yapıyor, kendisine çektiği dizlerine bastırıyordu. Bazense boş bir şekilde yanına bırakıyordu. O uğraşmasa da saçları konuştukça hafifçe sallanıp yüzüne çarpıyordu. Kız fark etmese bile cidden sinirli görünüyordu. "Belki de şu an yanımda başka biri olsaydı, her şey senin için daha iyi olurdu." İç çekerek kızı izledi bir süre. Gözgöze gelmelerine rağmen bakışlarını kaçırmadı. Ardından sırtından destek olarak yatmasına yardım etti. Gözleri ağlamanın dışında uykudan dolayı da acıyor olmalıydı. "Her şeyden önce biraz dinlenmelisin prenses. Yarın güzel bir gün olacak." Buna kendisi bile inanmıyordu ama birisinin böyle bir şey söylemesi lazımdı değil mi? Derin bir nefes alarak kendisini kızın yanına bırakıp ısıtıcı bir tılsım yaptı. Ilık hava etraflarını sararken dudaklarını ısırıp bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Burada uyumayı gerçekten özlemişti. Kız sızdıktan bir süre sonra gözlerini kapatıp kendisini de uyku vaktinin geldiğine inandırmaya çalıştı.






Rol Oyunu Sonu

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: counting stars   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
counting stars
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Kuleler :: Astronomi Kulesi-
Buraya geçin: