Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kader

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Kader   Çarş. 6 Ağus. - 11:57:22

..
Luxa André    ~     George Crownie ~ Valeria Nerissa Wesley

Mevsim, yaz.
Saat, 14:30

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Geri: Kader   Çarş. 6 Ağus. - 12:10:50


Yaktığı andan itibaren etrafa eşsiz bir karanfil kokusu yayan ince ve koyu renkli sigarasından bir duman çekti ve ardından kül tablasındaki boşluğa yerleştirdi. Yaşı ilerledikçe kalite olgusuna ihtiyacı artmaya başlamıştı eski profesörün. Gençlik yıllarında Hogwarts'da eğitim vermekte iken her şeyin daha kolay idare edildiğini düşünüyordu. Bitmek bilmeyen enerjisi her daim var olsa da, aynaya baktığında gördüğü olgun görüntü, yaşam standartları için öğrenciler ile ilgilenmenin onu zorlayacağının göstergesiydi. Olgunluğa doğru ilerleyen bu dönemde kalite konusunda attığı en önemli adım, öğretim alanından uzaklaşıp bakanlık kadrosundaki boşluktan faydalanması olmuştu. İksir Profesörlüğü'nden Unutturma Dairesi Başkanlığı'na giden bu yol ona çeşitli tecrübeler kazandırırken, stresten uzak ve yaşam standartları açısından üst seviye bir pozisyon katmaktaydı. Yıllar sadece her sene bir yaş daha ekliyordu Crownie'ye bir önceki seneye nazaran. Değişen tek olgu rakamlardı büyücünün hayatında. Ne karizmasını yitirmişti eskiye göre, ne de enerjisini söküp almıştı diri bedeninden. Hala aynı karizmatik duruşa sahip olmanın yanı sıra, olgun olmanın avantajını yaşıyordu, gönlünce. Yakmış olduğu sigaraya doğru yavaş hareketlerle uzanarak kül tablasından alıp dudakları ile buluşturmuştu yeniden. Karanfil kokusu onun için tüm kokulardan üstün geliyordu. Ne bağımlılık, ne de gösteriş, sadece ve sadece keyif için içiyordu sigarasını. Derin bir nefes daha çektikten sonra tekrar kül tablasına doğru bırakmıştı sigarasını ve diğer elinde yer alan asasını sağ tarafta yer alan ahşap pencerelere doğrultmuştu aynı zamanda. Kıvrak bir el hareketinde bulunmasıyla birlikte perdeler aralanarak pencerenin kenarında toplanırken, bir yandan da içeriye açılan pencerelerden koyu kahve tonlarındaki odaya güneş ışığı ile birlikte oksijenin girmesini sağlamıştı büyücü. Güneş ışığının içeriye girmesi ile birlikte odanın sol tarafındaki duvarda yer alan portreler ışıktan etkilendiklerinden dolayı uyanmaya çalışıyorlardı. Kimi gelen ışıktan dolayı rahatsız olmuş olsa dahi, George ile aralarındaki ilişkiden dolayı hiç ses çıkarmıyorlardı her sabah olan bu ritüele.  Tüm çalışanlardan erken geldiğinden dolayı, yalnızca kendisi vardı Unutturma Dairesi'nde yine.

Bir süre sonra azalan sigarasından daha fazla içemeyeceğini anlamıştı büyücü ve ardından son dumanı çektiğinden itibaren elindeki sigarayı kül tablasına bastırarak söndürmüştü. Dudaklarında aroma kalmıştı filtreden, dili ile onu da temizledi sonrasında.  Yeni olmasına rağmen bir çok kişiye oranla daha çabuk sevmeye başlamıştı Sihir Bakanlığı'nda çalışmayı. Odanın girişinden sonra büyük kristal avizenin sağ ve sol taraflarındaki masaların üzerindeki kağıtlar pencerenin açık olmasından dolayı uçuşuyordu. Fakat bunun bakanlık için hiçbir sıkıntısı yoktu, kağıtlara büyü yapılmıştı. Kaybolan her kağıt yerine bir kopyası oluşuyordu. George da bu yüzden kağıtların uçuşunu görmesine rağmen camı kapatmak için herhangi bir hamle yapmamıştı. Düşüncelerinden sıyrılıp oturduğu sandalyeyi geriye doğru iteledi ve ardından ayağa kalktı. Odanın ortasına doğru ilerleyerek açık olan kapıdan diğer masaların bulunduğu çalışan bölümüne geçmişti. Daire'nin her odası aynı renk tonları ile kaplıydı ve bu göz yormaması açısından çok iyiydi. Birkaç adım sonra Unutturma Dairesi'nin çıkış kapısına gelmişti bile. Elini yavaş bir şekilde kahve tonlarındaki çelik kapının altın kaplama koluna doğru uzatarak, aşağıya doğru bastırarak kapıyı açtı. Artık petrol mavisi ve yeşil karışımı taşlarla döşenmiş, bakanlık koridorlarındaydı. Tüm görkemli geçmiş, büyücü dünyasının süregelen yegane kuruluşlarından biriydi bakanlık. George adımlarını hızlandırarak merdivenlere doğru yürümeye başlamıştı aynı zamanda da etrafı inceliyordu. Esrar Dairesi - Luxa André yazısını görmüştü koridorun sonunda. Fakat şu an kendini kimse ile tanışacak durumda hissetmediğinden dolayı kapıyı görmezden gelip merdivenlere yöneldi ve aşağıya inmeye başladı. Yine de Luxa ismi aklına takılmıştı, hoş bir isimdi. İlk defa duyması veya tanıdık gelmesi olasılığını göz önünde bulundurarak şaşırmıştı bu ismi görünce. Merdivenler sona erdiğinde heykellerin olduğu dev antreye çıkmıştı büyücü. İleride sol ve sağ taraflarda bulunan uç-uç şebekeleri yeşil ışıkları ile aydınlatıyordu çevreyi. Şebekeyi kullanmayı düşündü bir an büyücü, fakat bunu düşünürken çoktan yola koyulmuştu bile. Geride bıraktığı sadece silueti büyüklüğünde bir toz dumanı ve *pop* sesiydi.

Ufak bir halkanın içerisinden geçercesine vücudu şekilden şekle girerek asanın etrafında dolanıyordu. Çevre tamamen boşluk içerisinde birkaç cıvık rengin karışımı şeklinde sürekli dönerek renklere yer bulmaya çalışıyordu. Bir süre sonra büyük bir bina oluştu renklerin birleşimiyle. Daha sonra buğday renginde yollar birleşti uzunca ayaklarının altında. Etrafındaki yeşillikler olsun, gökyüzünün maviliği olsun her şey bir köyü andırıyordu. Ve nihayet tüm renkler birleştiğinde varmak istediği yere gelmişti toz bulutu içerisinde. Hogsmeade, yılın bu zamanları boş olmakla birlikte, okul açılır açılmaz en gözde mekânlardna biri haline geliyordu küçük köy. Yine en sevdiği mekâna doğru ilerliyordu George Crownie hızını alamayarak. Üç Süpürge onun için vazgeçilmezdi, tek başına orada saatlerce oturur, içecek bir şeyler alıp kendisini düşüncelere bırakırdı. Yine aynısını yapmak üzere yola koyulmuştu bile. Üç Süpürge'nin önüne geldiğinde etrafta hiç kimsenin olmadığını fark etti. Normalde burada bir, bilemedin iki kişi otururdu her daim. Bugün George tek başınaydı ve bu onu daha fazla yalnızlığa itebilirdi. Kapıyı aralayarak içeriye girdi ve yoğun, nemli havası burnuna baskı yapsa da, surat ifadesini bozmadan her zamanki köşesine doğru ilerledi. Masaya vardığında sandalyeye doğru elini uzatıp yavaş bir şekilde geriye doğru çektikten sonra oturmak için hamle yaptı. Bu sırada Üç Süpürge'nin çalışanı ona doğru gelmekteydi ve adam muhabbeti seven biriydi. Yanına gelse saatlerce muhabbet edeceklerinden dolayı uzaktan sipariş vermeyi uygun gördü George. Elini kaldırarak bardak işareti yaptı ve "Viski, sert olanından." dedi. Adam durumu anlamış olmalı ki, sadece başıyla onaylayarak tekrar bar bölümüne döndü ve viskiyi hazırlamaya koyuldu. Bu sırada sağ elini sol elinin üzerine atmış karamsar bir şekilde düşünüyordu George Crownie. Valeria aklına gelmişti, giderken ardında bıraktığı eski aşkı. Tek düşünebildiği onun ne kadar muhteşem olduğu ve evlenilebilecek biri olduğuydu.. Önceden ikisi de Hogwarts'da görev alırken, George okuldan ayrılmak zorunda kalmıştı. Aradığını bulduğunda ise kadrolu olarak Bakanlığa geçiş yapmıştı. Ama yine de onu çok özlüyordu, aynı zamanda onunla karşılaşmanın hayalini kuruyordu. Tüm bu düşünceler içerisinde iken, viskisinin masada olduğunu fark etti. Ne zaman geldiğini hatırlamasa da, sorgulamayı bırakıp viskisinden bir yudum aldı ve yeniden düşüncelere daldı.

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
Luxa André
Esrar Dairesi Başkanı
Esrar Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : ayşegül
Mesaj Sayısı : 175
Kişisel Özelliği : esrarkeş
Evcil Hayvan : pug

MesajKonu: Geri: Kader   Çarş. 6 Ağus. - 16:31:09

Yüzüne damlayan Musigny Grand Cru damlalarıyla uyanması, Lux’un zihninde geceye dair görüntüler belirmesine sebep oldu. Oturma odasında; orta sehpası ve koltuğun arasında boyluca uzanırken sızmıştı. Ya da koltuktan yuvarlanmış olmalıydı. Sehpada duran dibinde biraz kalmış Musigny Grand Cru, bugünün alarmı olmuştu. Yoğun üzüm ve alkol kokusu burnunun sızlamasına sebep oluyordu. Günlerdir Lux’un yarı ayıktan daha fazla ayık olduğu bir an neredeyse olmamıştı. Bakanlıkta işler pek yolunda gidiyor sayılmazdı; Maradh, Bakanlık’ın başına iş açmakta Tom Riddle’a yetişmek üzereydi. Dolayısıyla Luxa sabahlara kadar çalışma durumundaydı. Emekli olacağı günü adeta halatla çekiyordu ama şimdilik bugün işe gitmeyeceği gerçeğiyle yetinecekti.

Gözlerini oda olmaktan çıkmış dört duvarın içinde gezdirdi. Dadısı Azkaban’ı bu bertaraf olmuş mekana tercih ederdi. Kıyafetler koltuğun üzerine saçılmış, dün akşamdan kalma yemekler zamanında üstüne titrediği iran halısının üzerine dökülmüştü. Artık dert etmiyordu, hayatta kalmak daha ön plandaydı. Asasını hissetmek için üzerini yokladı, oradaydı. Tuttuğunu fark etmediği nefesini verdikten sonra başını tekrar yere koydu ve tavanı izlemeye koyuldu. Dökülmeye başlamıştı, bir ara icabına bakmalıydı. Lux tavanın ne kadar berbat göründüğü hakkında fikir yürütmeye çalışırken uyandığından bu yana hissettiği anlam veremediği hissin baş ağrısı olduğunu anımsadı. Esrar dairesi başkanına yakışık alacak şekilde davranmıyordu. Yüzünde kalan kırmızı şarap damlalarını elinin tersiyle silerken oturmaya çalıştı. Diğer odadan Briyantin’in sesleri geliyordu. Kendine gel Luxa, sorumlulukların var; artık o başıboş ergen değilsin, diye düşünürken çoktan ayağa kalkmıştı bile. Zaman zaman kendine söz geçirme olayının fazlasıyla hakkını veriyordu. Üzerine dün sabah geçirdiği siyah, uzun elbisesi hâlâ üzerindeyken elbisesinin ucuna basmadan banyoya yürümeye çalışmak o an dünyanın en zor işiydi.Bir merpersonı bile titretecek soğuklukta suyla duş alıp kendine geldikten hemen sonra Briyantin’in açlığını giderdi. Ortalığı bugün de toplamaya niyeti yoktu. Ellerini saçlarının arasından geçirip odanın hâline bir göz attı. Bir ev cini almanın vakti gelmişti.

Saatin neredeyse iki olduğunu fark eden Luxa’nın, işe gitmesinin gerekmediği bu güzel günün yarısını bir hiç uğruna heba ettiği gerçeği suratına adeta bir sille gibi vurulmuştu. En sevdiği yılan derisi bordo çantasını siyah dar pantolonu ve gri gömleğine uydurduktan sonra çıkmaya hazır olduğu konusunda Briyantin’le hemfikir görünüyordu. Briyantin’in memnun görünen bakışlarından belliydi. Karnı doyduğu için teşekkür eden bakışlar da olabilirdi bunlar lakin Luxa ilk fikri daha çok sevmişti. Kolsuz gri gömleğinin düğmelerini ilikleyip saçlarını düzeltti. Birkaç yıl önce uçuş ağına bağladığı şöminesinin önüne geçip eline avcunu dolduracak kadar uçuş tozu aldı. Nereye gideceği düşüncesiyle sadece birkaç saniye oyalandı. Yılın bu zamanı her ne kadar boş olsa da nerede olmak istediğini gayet iyi biliyordu. Şöminenin içine geçip uçuş tozlarını parmakları arasından akıtırken dudaklarından sihirli ve istekli kelimeler döküldü.“Hogsmeade!”

Balyumruk Şekerci Dükkanı’ndaki şömineden çıktığında üstü başı toz içindeydi. En sevdiği ulaşım aracının bu denli toza maruz bırakması her güzel şeyin bir kötü yanı olduğu düşüncesini aklına getirdi Luxa’nın. Dükkandan çıkıp etrafına bakındı. Yazları Hogsmeade, kışları olduğu kadar muazzam olmuyordu. Sakin olması iyiydi, şayet Luxa’nın baş ağrısı yeni yeni geçiyordu. Ayaklarını takip etti, onu nereye götüreceklerini çok iyi biliyordu. Üç Süpürge’nin kapısına geldiğinde eskimiş ama yıllardır aynı görünen tabelayı inceledi. İçeriden pek ses gelmiyordu ki bu içerinin de dışarıdan farkı olmadığının belirtisiydi. Okulun açık olmadığına şükretti. Hogwarts açık olduğu vakitlerde yapılan yerli yersiz gezilerden dolayı öğrenciler buraya doluşurdu. Gürültü, belki de Lux’un şu an isteyeceği son şeydi. İnce, fazla beyaz ama güçlü parmaklarıyla kapıyı itti ve içeri girdi. Tanıdık alkol kokusu burnuna hücmederken buraya gelmeyi akıl ettiği için kendini tebrik etti. Minik adımlar atarken bir yandan pubdaki tek kişiyi inceliyordu. İzinliydi ve bu aynı zamanda keyifli olduğu anlamına geliyordu yani geveze modundaydı. Ne de olsa tek başına esrarlı bir şekilde oturan insanların yanına gidip muhabbet etmeye çalışmak hobilerinden biriydi. Esrar, belki de kendisinden uzak tutamayacağı tek şeydi. Tüm gün yapacak daha iyi bir işi olmayışı verdiği kararı destekliyordu. Adımlarını köşedeki masaya yöneltti ve gözleri viskisinde kaybolmuş büyücüye yaklaştıkça tanıdık bir yüz olduğunu fark etti. Bakanlıkta çalışmaya yeni başlamış bir büyücüydü. Kendisini geldiğini belli edecek bir patırtıyla karşısındaki sandalyeye attı. Özgüveni boyunu aşmaya başlamışken başını hafifçe yana çevirip pub çalışanına seslendi, “Aynısından.” Başını öne çevirdiğinde büyücüyle göz göze geldi. Yüzüne munzur bir gülümseme yerleştirip ağzının içine doluşmuş kelimeleri serbest bıraktı. “Hayatında her şey yolunda giden bir iksir profesörünün kendisini viskiye vermesi için sanki biraz erken bir saat Crownie, ha?” Evet, bunu yüzüne çarpan şarap damlalarıyla uyanan bir cadı söylüyordu.
[/list]


En son Luxa André tarafından Perş. 21 Ağus. - 19:20:22 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Geri: Kader   C.tesi 9 Ağus. - 2:59:27


Düşüncelerinde boğuluyordu adeta, orta yaş krizine girmişcesine dalgındı bakışları büyücünün. Viskisini yudumlarken bir yandan da geleceğe dair planlar yapıyordu. Her ne kadar plan yapsa dahi, hayat hiçbir zaman onun için sıradan olmamıştı. Sürekli değişim gösteriyordu ve olaylar ardı ardına geldikçe bu karmaşadan kaçıyordu, en uzak diyarlara yol alıyordu Crownie. Valeria ile bir türlü kavuşamamanın verdiği eziyet, onu gerçekten seven ve onun için atan bir kalp ve bunun da üzerine bakanlıktaki son olaylar neticesinde işe yeni başlamasına rağmen bir türlü durmak bilmeyen koşuşturmaca. Bitmeyen problemler arasında kendisini alkole vermesi hiç de kaçınılmaz bir son değildi onun için. Düşünceler beynini kurcalarken viskisinden bir yudum daha almıştı. Boğazından geçip midesine ulaşana kadar tüm iç organlarını keskin bir şekilde yakıyordu kaliteli viski. Bu acı saplantı haline gelmiş bir biçimde haz veriyordu büyücüye. Mekân hala daha boş konumunu doldururken etrafına biraz göz gezdirmeye çalıştı. Mekân sahibi hala bar bölümünde durmakta ve elindeki bez ile bardakları ve kadehleri temizlemekteydi. Tüm masalar pırıl pırıl parlıyor olsa da, salaş görüntü bu mekân için alışılagelmiş olsa ki, eskitme eşyalar kullanılmaktaydı. Elinden düşürmeden sıkıca tuttuğu kadehi tekrar dudakları ile birleştirip bir yudum daha aldı viskisinden. Yarılanmış olan viskiyi bu sefer masaya bırakarak yeniden düşüncelere dalmıştı, kaybolurcasına.

Kapısı aralanmıştı mekânın ve içeriye biri girmişti fakat düşüncelere dalmış olan Crownie bu durumun farkında bile değildi. Birkaç adım sesi ve arkasından mekân sahibinin telaşlı hareketleriyle çıkardığı sesler düşüncelerinden sıyrılmasına neden olmuştu. İnce bir ses duymuştu ardından irkilmesine sebep olan, bir bayan sesiydi. Gelen kişinin bayan olduğunu düşünerek bakışlarını viskisinden bayana doğru çevirdi. Karşısındaki masaya oturmuştu ani bir patırtı ile, oldukça samimi bir davranıştı. Ve o anda göz göze gelme durumu ile karşı karşıya kaldılar. Tanıdık bir simaydı karşısında duran. Bakanlıkta birkaç kez gördüğünü hatırlıyordu bu yüzü. İşte o an sabahtan beri düşündüğü fikir beyninde kıvılcıma yol açarak aydınlatmıştı büyücüyü. Luxa André... Esrar Dairesi Başkanı da, Üç Süpürge'nin yolunu tutmuş, Crownie'nin aldığı içkinin aynısından söylemiş ve karşısına oturuvermişti. Siyah dar pantolon ve gri gömlek gerçekten müthiş bir kombinasyon olmuştu büyücü için. Gayet dinlenmiş ve güzel görünüyordu çalışma saatleri o kadar fazla olmasına rağmen. Haftanın yorgunluğunu üzerinden atmış gibiydi. Şaşkınlığı karşısında bir şey söyleyemeyen Crownie gülümseme kondurmuştu suratına. André'den de aynı gülümsemeyi gördüğünde cesareti arttı ve tam konuşmaya başlayacaktı ki, yılların verdiği suskunluğu birden atarcasına konuşmuştu genç bayan. Söyledikleri Crownie'nin hoşuna gitmiş olacaktı ki, sırıtarak ona doğru baktı büyücü. Gayet güzel bir başlangıçtı aralarında geçecek olan konuşma için. İksir Profesörlüğü, geçmişini araştırmış olmalıydı Luxa André. Çoğu bakanlık görevlisinin Crownie'nin önceden profesör olduğuna dair herhangi bir fikri yoktu. Sadece yakın çevresine ve birkaç üst merciiye söylemişti. Tüm bu düşüncelerden sıyrılıp bayana doğru bakışlarını devam ettirirken artık konuşması gerektiğini fark etmesi zaman almamıştı. Cesaret almak için elini viskisine uzatıp, dudaklarına doğru götürdü ve bir yudum daha aldı ve ardından yeniden masaya bıraktı kadehi. Tam olarak sindirmeye vakit kalmadan, yanmanın verdiği rahatlık hissiyatı içerisinde cevap verdi. "Evet, her şey yolunda fakat herkesin bir kaçamağa ihtiyacı vardır, değil mi André?" dedikten sonra gülümseyerek genç bayana doğru baktı. Çoğu zaman surat ifadesi olarak kendisine yapışmış olan ukala fakat bir o kadar da karizmatik bakışlarını sergiliyordu yine. Elini yeniden viskisine götürdü ve bir yudum daha aldı cevabı beklerken.

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
Valeria Nerissa Wesley
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
avatar

Gerçek Adı : Ebrukot.
Mesaj Sayısı : 137
Kan Durumu : Melez.
Taraf : Bakanlık.
Kişisel Özelliği : Hafif Ukala.
Rp Partneri : Crownie.

MesajKonu: Geri: Kader   C.tesi 9 Ağus. - 20:29:16

Parmakları iki gündür yazmakla uğraştığı rapor yüzünden artık oynatamayacağı hale gelmişlerdi. Bakanlığa sunması gerektiği için epey önemliydi ve bölüm başkanı ivedi olarak halledilmesi gerektiği hususunu defalarca dile getirmişti ama ne yazması gerekenler bitmişti ne de mecali kalmıştı artık. Her şeyi masasında olduğu gibi bırakıp odasının penceresini açarak temiz havanın içeriye dolmasına müsaade etti. Saçını aceleyle topuz şeklinde toplayıp odasını terk etti. O an sadece kahveye ihtiyacı vardı. Çok fazla sevdiği söylenemezdi ancak bu gibi durumlarda içtiği zaman dünyanın en tatlı içeceği gibi geliyordu, Valeria’ya. Merdivenlerden inerken ayaklarını sürüyerek hareket ediyordu. Bitap düştüğünü ona baktığınızda anlamamanız için kör olmanız gerekiyordu. Gece bir saat kadar uyuyabilmişti. Bu da yorgunluğunun bir diğer sebebiydi, elbette.

Mutfağa vardığında bir yandan mısır gevreği bir yandan da elinde telefonda takır takır bir şeyler yazan kardeşini gördüğünde sinirlenmişti. Cecilia’nın o saatte dahi telefonu elinden düşürmüyor oluşu uzun süredir sinir bozucu bir olaydı. Defalarca dile getirmiş olmasına rağmen hala devam etmesiydi durumu bu hale sürükleyen elbette, yoksa herhangi bir problem yoktu. Sadece yemeğini yerken sadece onunla ilgilenmesini istiyordu. On senedir Valeria ailesiyle yaşamıyordu ve Cecilia onun peşinden gelmişti direkt olarak. Bu yüzden onun için bir abladan ziyade bir anne yahut bir dadı gibiydi onun için. “Telefonu bırak, yeşil çocukların olacak ileride gerçekten.” Umursamaz bir surat ifadesi ile cevap vermişti kız kardeşi. Ona en yakın tezgâhtaki elmayı alıp ona doğru fırlattı. Abla kardeş olarak fazlasıyla iyi anlaşıyorlardı.

Kahvesini hazırlayıp odasına geri döndü. Duvardaki saate doğru çevirdi kafasını hafifçe ve Luxa ile olan buluşmalarına on dakika kadar kısa bir sürenin kaldığını gördüğünde anında panikledi. Dolabının kapısını açıp yığın halini almış, düzenlemeye üşendiği kıyafetleriyle beş dakika kadar birbirlerine baktılar. Normalde bir öğretmene uygun giyinmeyi seçerdi ancak yaz tatili olmasını fırsat bilerek şort ve askılı t-shirtlerinden birbirine uyanları alıp yatağının üzerine bıraktı. Banyoya koşar adım giderek çabucak duş aldı. Geç kalacağı kesinleşmişti, bu yüzden geç kalma sebebinin unutmak değil de hazırlanmaktan ötürü olduğunu göstermeye çalışıyordu. On beş dakika gibi kısa bir sürede hazırlanmayı başarmıştı en nihayetinde. Buna kanaat getirdiğinde sözleştikleri yere, Üç Süpürge’ye cisimlendi.

Eskimeye yüz tutmuş ahşap kapının önünde buldu kendisini. Uzun zamandır uğramıyordu oraya esasen. Tekrar orada bulunmak bir şekilde geçmişe dönmüş gibi hissetmesini sağlamıştı. Kapıyı iterken çıkan gıcırdama sesi hariç her şeyi özlemişti. O ses olmasa da hayat güzeldi, bundan emindi. Bedenini içeriye soktuğunda gözleri yakın arkadaşını aradı. Önce bara baktı, tek başına olduğunda genelde orada olurdu ama göremeyince bakışlarını masaların olduğu bölüme doğru çevirdi. Tanrının unuttuğu yer olarak adlandırdığı diğer yerlere oranla kuytu köşe olarak kalan yerdeki masaya oturmuş cadı ve yalnız değildi. Büyücünün arkası dönük olduğu için kim olduğunu çıkartamamıştı haliyle. Luxa’nın yeni bir sevgili bulduğunu ve bu buluşmanın o kişiyle tanışmak için olduğuna kanaat getirdi o esnada. Bu sebepten ötürü çehresine bir gülümseme yerleştirip onlara doğru ağır adımlarla yürüdü. Yanlarına vardığında sakin bir tını ile konuştu. “Geç kaldım özür dilerim. Yetiştirmem gereken işler vardı ve bir de karşına ev haliyle çıkmak istemedim.” Sözlerini noktalamasının akabinde kafasını büyücüye doğru çevirdi. Yüzündeki tebessüm de bir anda kayboldu.

“George…” Başka bir şey çıkmadı dudaklarının arasından. Kilitlenip kalmıştı haliyle. Uzun süredir özlem duyduğu yüz, varlığına daima ihtiyaç duyduğu adam bir anda karşısına çıkmıştı, ne diyebilirdi ki? Bir şeyler söylemek istese dahi konuşma yetisini yitirmişti, çoktan. Bir anda gitmesi gerektiğini söylemişti ve ortadan kaybolmuştu, George. Ne itiraz edebilmişti ve de veda edebilmişti, Vale. Kırgın yahut kızgın değildi. Zorunda olmasa gitmeyeceğini çok iyi bildiği için sessiz kalmıştı ama içinde yanında olması için her an dua eden bir Valeria mevcuttu. George’un yanındaki boş sandalyeye oturdu. Birkaç defa derin nefes aldı. Onu gördüğü için yüzünün düştüğünü düşünmemesi için çehresine tekrar bir gülümseme yerleştirdi, biraz zorlansa da. “Ben yokken neler yaptınız? Ah, bir tane de ben alabilirim, içtiğinizden.”


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Luxa André
Esrar Dairesi Başkanı
Esrar Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : ayşegül
Mesaj Sayısı : 175
Kişisel Özelliği : esrarkeş
Evcil Hayvan : pug

MesajKonu: Geri: Kader   Ptsi 11 Ağus. - 18:39:56


Tesadüfler için güzel bir gün, diye düşündü Luxa bugün başına bela olmayı düşlediği adamın bakanlıktan biri çıkmasını göz önünde bulundurarak. Yıllardır susmuşçasına konuşuyordu, adeta bir çeşit gevezelik çeşmesini açmıştı ve bir türlü kapatamıyordu. Heyecanlı olduğu zamanlarda genellikle böyle olurdu ve şimdi yeni birini keşfetmenin heyecanını taşıyordu. İçkisini olabildiğince yavaş içmeye gayret ediyordu çünkü bugün olabildiğince ayık olması gerekiyordu. Crownie’nin cevapları kaçamak cevaplardı ama Esrar Dairesi Başkanı’ndan başka kim konuşmak istemeyen birinin konuşmasını sağlayabilirdi? Zekası bazen Luxa’ya bile fazla geliyordu. Crownie kendini olabildiğince rahat gibi göstermeye çalışıyordu şayet ukala davranışları başka nasıl açıklanabilirdi? Oysa Lux, onun gözlerine baktığında hüzünden başka bir şeye rastlayamıyordu. Arkadaşça görünebilmek ve derdini anlatmasını sağlayabilmek adına fazla meraklı ruh halinden kurtulması gerekiyordu. Çantasından bir paket Parliamet Aqua çıkarıp mentollü sigaralardan birini ağzına götürdü. Ardından içinde birkaç kibrit kalmış kibrit kutusundaki kibritlerden birini kullanarak vücudundan inanılmaz bir hazın akmaya başlamasına izin verdi. Nostalji manyağı bir insan oluşu onu çakmak kullanmaması gerektiği düşüncesine itiyordu. Aklı sıra umursamaz görünmeye çalışıyordu ki bu çoğu zaman işe yarardı. Kendi problemlerinden bahsederek Crownie’yi tetiklemeye çalıştı lakin nafile. Adam tam bir kapalı kutuydu, konuşturması zaman alacaktı. Sigaradan derin bir fırt çekip içinde kalmasını istiyormuşçasına yavaşça dışarı vererek Üç Süpürge’nin pek de temiz sayılmayacak havasını kirletmeye katkıda bulundu. Bu umursamaz davranışı bir şekilde aradaki gerginliği ortadan kaldırmış, George ve Luxa’yı samimi bir muhabbete itmişti.

Üç Süpürge’nin ahşap kapısı korku filmlerini anımsatacak bir gıcırtıyla açıldığında Lux gelenin Valeria olduğunu tahmin etmişti. Buluşmak için Üç Süpürge’yi seçmesinin bir sebebi yoktu elbette lakin tatlı bir muhabbete daldığı George ile karşılaşması güzel bir tesadüf sayılırdı. George hakkında geldiği ilk günden itibaren geniş çaplı bir araştırma yapmaya başlamıştı Luxa. Bu George’a has bir şey değildi elbette, Luxa’nın fazla meraklı oluşu ve *her şeyi bilmem lazım!* mantığı yüzündendi. Bir an olsun Valeria ve George’u yan yana düşledi. Birbirleri için mükemmellerdi! Val, bir ara biriyle birlikte olduğundan bahsetmişti ama canı cehenneme; Crownie, Val için kusursuz bir adaydı. Belki de çöpçatan zamanlarıma geri dönmemin vakti gelmiştir artık, diye geçirdi içinden Lux. Yüzüne kurnaz bir gülümseme oturmuştu. Val, geç kalmasıyla ilgili bir şeyler söyledikten sonra gözleri Crownie ile buluştuğunda ortama ilginç bir hava yayıldığını hissetti Luxa. O an, daha önceden tanıştıklarını anladı ve bunu daha önceden öğrenemediği için kendine lanet etti. Övündüğü işinde daha ne kadar berbat olabilirdi? Val, George’un adını öyle derin bir tonlamayla söylemişti ki herhangi biri bile her harfin arasında asırlara özgü bir derinlik yakalayabilirdi. Valeria’nın yüzü gülüyordu lakin içinin eridiğini hissedebiliyordu Lux. Sanki ortada dönen dolaplardan bihabermişçesine ortamı yumuşatma amacıyla kelimelere izin verdi ağzından dökülmeleri için. “Aman tanrım, lütfen bana daha önceden tanıştığınızı söylemeyin! Sizi tanıştırmak için can atıyordum,” dedi en masumane sevimliliğiyle. İşler garipleşmeye başlıyordu ve gariplik neredeyse, Lux orada olmanın heyecanını ve onurunu taşıyordu. Çözülmesi gereken bir dava bulmuşçasına sevinirken bir yandan da biten sigarasını kül tablasına içine çocuk kaçmış gibi hareketli ve heyecanlı bir şekilde bastırdı. Tabii bu hareket ne kadar çocukça yapılabiliyorduysa. Sanki orada değilmiş hissini yaratmak için kolunu geriye atıp sandalyesini arkaya yasladı ve mikrofonu George ve Val’e bıraktı.

_________________


çünkü ışın spr yetenekli bi insan:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Geri: Kader   Cuma 15 Ağus. - 21:57:36

Viskisi yarılanmıştı mekan kendisini loş bir ortama bürürken. Luxa karşısında gerçekten etkileyici durmasına rağmen büyücünün aklı hala Valeria'daydı. Unutamadığı tek insandı hayatında ve ömür boyu da unutamayacaktı o eşsiz kadını. Göz kapakları ağırlaşmıştı, geç saatlere kadar çalışmanın verdiği uykusuzluk nedeniyle. Alkol tek başına yeterli olmuyordu onun için, bu nedenle elini ceketinin iç cebine atarak Luxa'nın yaptığı gibi sigara paketini çıkardı. 'Mentollü mü? Ona sigara mı diyorsun sen?' diye geçirdi içinden büyücü Marlboro Gold paketini masanın üstüne bırakırken. Elini tekrar paketin ağzına götürüp içinden bir adet sigara çıkardıktan sonra diğer elini sol cebine doğru götürerek asasını çıkardı. Ve şık bir hareketle asasının ucundan minik bir alev çıkararak sigarasını yakmayı başarmıştı. Derin bir nefes çekti sigarasından bırakmak istemezcesine. Ciğerlerine inen duman hafif bir yanma hissi oluştururken vücudu nikotin ihtiyacını karşılıyordu bir yandan. Sanki yıllardır nikotine özlem duyarmışcasına, nefes alır gibi içiyordu sigarayı. Abarttığını düşünerek elini dudaklarından uzaklaştırdı ve masadan destek alıp kendine gelmeyi başardı. Gözlerini yeniden Luxa'ya çevirerek ukala tavırlarla fakat bir o kadar da karizmatik bir şekilde genç bayana bakmayı sürdürdü.

Üç Süpürge'nin ahşap kapısı yeniden aralanmıştı fakat George kimseyi beklemediğinden dolayı bakmamayı tercih etti. Luxa ile aralarındaki muhabbet gayet hoş bir durum almışken, başka biri ile ilgilenmek pek mantıklı gelmiyordu ona. En azından yalnız değildi ve bir arkadaşı vardı yanında. Bu sırada tekrar sigarasından bir duman çekerek ciğerlerine inişini bekledi ve ardından sigarayı küllüğe bıraktı. Susuz kaldığı hissiyatına kapılmıştı Crownie. Elini viski bardağına doğru götürerek viskiyi masadan aldı ve dudakları ile buluşturarak bir yudum daha içtikten sonra tekrar masaya, ait olduğu yere bıraktı. Ayak sesleri kendilerine doğru gelmekteydi fakat George hala ilgisiz kalmayı yeğliyordu bu duruma karşın. Belki de Luxa'nın bir arkadaşı daha gelmişti, olabilirdi. Yine de tek görmeyi istediği insan Valeria idi büyücünün. Zaten gelen kişiyi görebilmesi için arkasını dönmesi gerekmekteydi ve bu durum hiç hoş olmazdı yanında bir bayan varken. Tanıdık bir ses duymuştu Crownie ve bu onun kafasını üçyüzaltmış derece çevirmesine neden olmuştu birden. Gördüğü manzara karşısında adeta donup kalmıştı. Yanlarına gelen kişi Valeria idi, yıllardır özlemi ile yanıp tutuştuğu, tek ve en büyük aşkı olan kişi, Val. Büyücünün adını söylemesi ile içi buruk bir hüzün ile kaplanmıştı o anda. Ve eli ayağı kilitlenmişti, hiçbir şey söyleyemeyecek durumda iken dudaklarından sadece tek kelime dökülüvermişti. "Val?" Gittiği için üzgün fakat bir o kadar da özlemiş bir bakış sergileyerek izliyordu genç bayanı. Gitmek zorunda olduğu için kendini o kadar pişman hissediyordu ki, onu gördüğünde bu pişmanlık ikiye katlandı. Yıllar gerçekten adil davranmıştı Valeria için. O eski görüntüsü bir parça olsun değişmemişti. Yine aynı güzellikte ve aynı çekicilikte bir görünüme sahipti. Her hareketini izliyordu Crownie. 'Artık beraberiz, hayatımın anlamı...' diye geçirdi içinden. Valeria'nın gülümsemesi üzerine o da yüzüne bir tebessüm kondurmuştu istemsizce. Belki de düşünceler ile anlaşıyorlardı birbirleriyle. Bu kadar büyük bir sevginin kelimelere ve diyaloglara ihtiyacı yoktu. Sadece bakışlar birbirlerini anlamaları için yeterliydi.

Yanındaki boş sandalyeye oturması için bildiği tüm duaları ederken Crownie, gerçekten istediği yerine gelmişti. Başka bir şey dilemesine gerek yoktu, dilediği her şey yanındaydı şu an. Ve o eşsiz gülümsemesi yine yüzündeydi genç bayanın. Ona aşık oluş sebebini yeniden anımsadı George. Bu kadar güzel tebessüm eden birine aşık olmamak elde değildi. Yeniden o özlediği sesin dudaklarının arasından çıkması ve kulağına ulaşması ile birlikte tüm düşüncelerinden sıyrılıp konsantrasyonunu Valeria'ya vermişti. Konuşmasını bitirir bitirmez elini havaya kaldırarak görevliye işaret etti ve beden dili ile aynısından bir tane daha istediğini belirtti. Etkilemeye çalışıyordu hayatının kadınını yeniden. Tamamen soyutlaşmıştı Crownie mekanın kasvetli ve loş havasından. Onun için evren baştan kurulmuş ve sadece Valeria ile kendisi vardı sonsuz boşlukta o anda. Tam sonsuzluğa ulaşmışken Luxa'nın sesi ile gerçek hayata dönmesinin gerektiğinin farkına varmıştı büyücü. Gözlerini önce Valeria'ya çevirip gülümsemesini sürdürürken, sonrasında Luxa'ya çevirip sorusuna cevap vermek üzere dudaklarını araladı. "Luxa... Valeria ile ben oldukça uzun süredir tanışıyoruz. İksir Profesörü olduğumu söylemiştim biliyorsun. Valeria her zaman benim düşüncelere daldığımda, hayattan soyutlaştığımda ve rüyalarımda, hayallerimde, her anımda düşündüğüm kadın. O benim hayatımın anlamı." demişti. Bu sözlerin kendisinden nasıl çıktığını bilmiyordu fakat gerçekten hissettiklerini söyleyivermişti o an. Valeria'ya dönüp gözlerini o muhteşem gözlere kenetledi ve yeniden dudaklarını araladı. "Seni düşünmediğim bir saniye bile yok veya özlemediğim. Hogwarts'tan giderken ne düşünüyorsam hala aynı şekilde düşünüyorum. Ve senden başka hiç kimseyi düşünmedim, hiçbir zaman..."

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
Valeria Nerissa Wesley
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
SYB Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
avatar

Gerçek Adı : Ebrukot.
Mesaj Sayısı : 137
Kan Durumu : Melez.
Taraf : Bakanlık.
Kişisel Özelliği : Hafif Ukala.
Rp Partneri : Crownie.

MesajKonu: Geri: Kader   Çarş. 20 Ağus. - 17:53:26

Dört Sene Evvel

O akşam beraber olmaları için epey ısrar etmişti, George. Her ne kadar sebebini anlamamış olsa da sevdiği adamın kollarında uyuyabileceği bir geceyi reddetmesi olası değildi. Bir önceki geceyi George’un evinde geçirmiş olsalar da gün içinde onu özlemişti. Hayatının kalanını geçirmeyi planladığı adamdan ayrı kalmak pek de hoşlandığı bir şey değildi. Yıllardır evli olan çiftlerden farkları yoktu, taze sevgililer gibi bitmez tükenmez bir libidoyla geçirmiyorlardı her anlarını. Öncesinde film izlemişlerdi, Valeria yine afişi güzel gözüken ancak konusu saçma olanlardan bir tanesini seçmeyi başardığı için büyücünün şakayla karışık onu suçlamalarıyla uğraşmak zorunda kalmıştı, sonrasında.

“Val, konuşmamız gereken bir şey var.”
“Yorgunum ve şu an sadece sana sarılıp uyumak istiyorum. Yarın konuşsak olmaz mı?”

Kafasını onayladığını gösteren şekilde salladığında Valeria’nın yüzünde beliren gülümseye aynı şekilde karşılık verdi. Düşünceli görünüyordu ve Valeria da bunun sebebini öğrenmek istiyordu muhtemelen bu yüzden konuşmayı teklif etmişti ancak o esnada kafasının içerisi öylesine doluydu ki gereken ilgiyi gösteremeyeceğini düşünüp bir gün ertelemişti. Bunun onda kötü bir izlenim bırakmaması için de sessizce bir dilekte bulunmuştu. Dudaklarına bir öpücük bahşedip kanepe doğruldu, odasına doğru ilerledi. Sevdiği adamı da parmaklarından yakalamış, peşinde sürüklüyordu.

Üstünü değiştirip George’un sevdiği kısa, dantelli geceliklerinden birini üzerine geçirirken, büyücü yatağa çoktan uzanmış, gözlerini tavana doğrultmuştu. Banyodan odasına geri döndüğünde sevgilisine seslendi ve ona hayranlıkla bakmasını seyretti. Yeryüzündeki en güzel kadınmış gibi bakılması onu epey mutlu ediyordu ve George da bunu zevkle yerine getiriyordu. Abartılı bir şekilde ona karşı ısırma hareketi yaptı.

“Uyumak istediğini söylemiştin ve karşıma böyle çıkıyorsun. Sence de ortada bir çelişki yok mu?”
Dudaklarından bir kıkırdama döküldü. “Ellerini bağlamamı mı istiyorsun? Uyumak ve sana hoş görünmek istiyorum.”

Birkaç saniye içinde yanına uzandı, kollarının arasında kayboldu. Büyücünün elleri teninde gezinirken dudaklarına bir öpücük daha bahşetti ama bu defa biraz uzun sürmüştü. Epey uzun sürmüştü. Valeria yine kendisini durdurabileceğini düşünerek hareket etmiş ancak başaramamıştı. Özetle, kısa bir ön sevişme yaşamışlardı. Kendisini geri çektiğinde nefesini düzene sokmak için biraz zorlandı. “İyi geceler, George.” Diyebildi o esnada. Dudaklarına bir kez daha, bu defa kısa bir öpücük bıraktı. Valeria uykuya kısa sürede dalmıştı, ancak George için aynı şey geçerli değildi. Saçlarının kokusunu ciğerlerine çekti defalarca. Yaklaşık bir saat sonra dudaklarından birkaç kelime döküldü. “İyi uykular, Val. Seni seviyorum.”

Odasını dolduran güneş ışınları en sonunda onu uyandırmayı başarmıştı. Elini yatağın öteki tarafına uzattı, kimse yoktu ve soğuktu. Bu histen hoşlanmadı. Komodinin üzerindeki saate bakmak için kafasını kaldırdı. 10:45. Saatin hemen yanında bir kâğıt parçası vardı. George’un ona not bıraktığı düşüncesiyle heyecanlandı. Kâğıt parçasını parmaklarının arasına alana kadar o tatlı heyecan sürdü.
Valeria, özür dilerim. Konuşma cesaretini toplamak o kadar uzun sürdü ki, en sonunda bunu başardığımda senin o tatlı gülümsemenle gelen rica anında vazgeçmeme sebep oldu. Suç kesinlikle benim ve bir notla bunu yapmayı asla istemedim, bize, aramızdakilere hakaret bu belki de. Gitmem gerek, Val. Ne zaman döneceğimi ve döndüğümde de senin yüzüne bakabilme cesaretini bulabilecek miyim bilmiyorum. Anlatması, açıklaması çok zor… Elveda demekten hoşlanmıyorum ama denebilecek en doğru kelime şu anda sanırım bu. Gerçekten özür dilerim. Elveda… Son bir şey daha var. Seni seviyorum, Val.
G.


~~
Üzerinden dört sene geçmişti ve Valeria artık o acıyla yaşamayı öğrendiğini düşünmüştü. Terk edilme, sevdiğin adamı bir daha görememe ve ondan asla haber alamama gibi durumları kaldırabilecek kadar güçlendiğine inanmayı seçmişti. Kendisini inandırmayı başardığı her şey bir yalandan ibaretti. Asla o kadar güçlü olamamıştı. George’a olan sevgisi buna asla müsaade etmemişti. Daima, buna yeltendiğinde önünde bir engel olarak durmuştu o sevgi. Şu anda yanında olan, yüzünü avuçlarının arasına alıp o dudaklara bir kez daha kendisinden bir şeyler bırakabileceği adamın suratına dahi bakamıyordu o acı yüzünden. Sol yanındaki sızlamanın şiddetini arttırmasından o denli korkuyordu ki, bu duyguyu tarif etmesini sağlayabilecek herhangi bir kelime mevcut değildi sözlükte. Luxa’nın çehresinde gördüğü mutluluk için de henüz bir tarif bulamamıştı. Heyecanı, ikisini kafasında birbirine ne denli yakıştırdığının göstergesi olan parlayan gözleri trajikomik bir olay ortaya çıkartıyordu, esasen. Arkadaşına gülümsemekle yetinebildi.

Luxa’ya bir açıklama yapacaktı ki George ondan önce başlamıştı bunu yapmaya. O esnada gözlerini ona çevirebilme cesareti buldu. Sakallarını her zaman ki gibi kesmişti, bazen, bundan sıkılmıyor mu diye düşünürken bulurdu kendisini Valeria. Ve yine aynı şeyi yapmıştı. Bıkmadan nasıl her gün bu şekli korumaya özen gösteriyordu, anlam veremiyordu. Kendisi çoktan bu işi yapmaktan vazgeçmiş olurdu, muhtemelen. Büyücünün bakışları ona çevrildi tam o anda, onunla ilgili düşüncelere daldığı zamanda. Kafasını tekrar arkadaşına çevirmek istedi ama yapamadı. Derinliğinde kaybolmayı sevdiği gözlere bir kere daha bakıyor olabilmek fazla güzeldi ve o derinlik yine onu yakalamıştı. Sözleri kulak kıvrımlarına iliştiğinde ise buruk bir mutluluk tattı. Sevmemişti.

Az önce dile getiremediği kelimeleri daha fazla tutmamaya karar vererek, sözcüklerin dudaklarının arasından özgür kalmasına izin verdi. “Biz, birbirimizle tanıştırılmaya can atılacak kısmı geçeli uzun zaman oldu, Luxa.” Zoraki bir gülümseme takındı yine. “Ama yine de beni düşündüğün için teşekkürler. Her şeyi merak ettiğinden eminim, ama daha sonra anlatsam, olur mu? O zamana kadar meraktan çatlamana izin vermeyeceğim, merak etme.”

Ne zaman yatağına girdiğinde ağlamayı kesmişti? O gün uyandığı boş ve soğuk olan köşeye ne zaman dokunabilmeyi başarmıştı? Adını duyduğunda içinden bir şey kopuyormuş gibi hissetmekten ne zaman kurtulabilmişti? Bu ve bunun gibi yığınla soru mevcuttu ve hepsinin cevabı aynıydı. Dört sene boyunca, hiç geçmemişti tüm bunlar. Her defasında daha şiddetli bir şekilde yaşamıştı aynı hissiyatı. Tüm bunları yaşamasına sebep olan adam şu anda ondan özür diliyordu adeta. Konusu ilgi çekici bir vizyon filmi olurdu, şüphesiz.

“George, mükemmel olduğuna inandığım bir gecenin sabahına terk edildiğimi yazan bir notla uyanıyorum. Dört sene geçiyor ve karşıma bir anda çıkıp bunları söylüyorsun. Benim için zaten durumun ne kadar zor olduğunun farkında değil misin?” Derin bir nefes aldı. O anda tamamen beyninin ona emrettiği şeyleri söylüyor, kalbinde geçenleri yok saymaya çabalıyordu. Nereye kadar başarılı olacağından emin değildi. “Bana beklememi dahi yazmadan bana şu anda her şeyin senin için hala aynı olduğunu söylüyorsun. Benim için değil, artık sana güvenemem. Tekrar aynı şeyi yaşamayacağımdan emin olana dek, güvenemem. Hayatımın seninle en güzel dört senesi olabilecekken, sana dair bir haber alabileceğim ümidiyle, sana bir şeyin olup olmadığı kaygısıyla geçirdim o zamanı.” Gözlerinden yaşlar yavaşça dökülmeye başladığında parmağının sırtıyla sildi o gözyaşlarını. Görmemesini ummuştu, ama imkânsızdı elbette. Ona karşı zayıf görünmekten nefret ediyordu. “Lux, başka bir yere gitmemizin sakıncası var mı?”


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Luxa André
Esrar Dairesi Başkanı
Esrar Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : ayşegül
Mesaj Sayısı : 175
Kişisel Özelliği : esrarkeş
Evcil Hayvan : pug

MesajKonu: Geri: Kader   Perş. 21 Ağus. - 19:19:52

Luxa, sonunda Crownie’yi konuşturmaya başladığında sahte umursamaz görünümünü devam ettiriyordu. Adamın ağzından çıkan her kelimeyi, en ince ayrıntısına kadar sınırları olmadığı düşündüğü zihnine not ediyor; Val’in daha önce bahsetmiş olduğu olaylarla bağlantılandırmaya çalışıyordu. Tüm bunları yaparken yüzünün olabildiğince ilgilenmiyormuş gibi görünmesini sağlamaya çalışıyordu aynı zamanda da. Ayaklarını masaya yaslamış, sırtıyla sandalyeyi geriye doğru itip itip indirirken esneme hareketleri yapıyordu. Bu hareketi ara sıra durdurup hâlâ bitmemiş sigarasından bir fırt çekip geri bırakıyordu ve onu umursamaz gösterdiğini düşündüğü hareketine kaldığı yerden devam ediyordu. George, Val için Lux’un hayatında duyduğu en romantik kelimeleri sarfediyordu. Luxa romantizmden pek anlamazdı ama Crownie’nin her kelimesinde ayrı bir hüzün, ayrı bir sevgi hissediyordu. Lux bu aşk zırvalıklarına hiç inanmamıştı şimdiye kadar. Yaşadığı tüm ilişkiler fiziksel zevk üzerine kurulu olmuştu ve sıkıldığı anda o an birlikte olduğu büyücünün kıçına tekmeyi basıyordu. Hiçbirinin kendisi için yeteri kadar iyi olmadığını düşünürdü. Hiçbir romantik filme bir gözyaşı bile sarfetmemişti. Bu kalpsizliğinin küçükken babasının onlarca kez annesini aldatışına ve buna rağmen annesinin babasını asla bırakmamış olmasına izleyici kaldığından dolayı olduğunu düşünüyordu. Belki de şimdiye kadar, hiçbir erkeğin bir kadına olan hislerinin bu denli elle tutulur olmasına tanık olmamıştı. Belli ki aralarında halledilmemiş meseleler vardı ve buna rağmen birbirlerine bakışlarında bile tutku ve özlem güçlü bir şekilde hissedilebiliyordu. Luxa duruşunu değiştirdi ve sandalyeye doğru düzgün oturmaya karar verdi. Dirseklerini masaya koyup başını ellerine yasladı. Merakını daha fazla gizleyemeyeceğini fark edip ışıl ışıl gözlerini bir Val’e, bir George’a çeviriyordu. Belki de aşk için hâlâ bir umut vardır, diye geçirdi içinden. Yüzüne karşı koyamadığı bir tebessüm yerleşmişti çünkü yanlışlıkla hoş bir olaya vesile olmuştu.

Crownie söylediklerini bitirdikten sonra etrafa sessizlik hakim olmuştu. Val zar zor konuşmaya başladığında etrafa negatif enerji yaymaya başlamıştı. Kalbindeki buruk kızgınlık sesine yansıyordu, yüzünde sahte gülümseyişinden eser kalmamıştı. Tekrar konuşmaya başladığında sözcükleri silahmışçasına George’a doğrultmuştu. Luxa artık gülmüyor, ortamı nasıl yumuşatacağını düşünüyordu ama atak yapmadan önce Valeria’nın lafını bitirmesini beklemeye karar verdi. Val’in gözlerinden yaşlar süzülmeye, sesi de titremeye başladığında Lux artık olaya dahil olması gerektiği kanısına varmıştı. Bu herif kimdi de, Lux’un biricik Valeria’sını bu denli üzmüştü? Arkadaşları söz konusu olduğunda fazla korumacıydı lakin yaptığı araştırma sonucu Crownie’nin iyi bir adam olduğunu düşünmüştü ve Lux asla yanılmazdı. Valeria’yı üzmek için geçerli bir sebebi olsaydı iyi ederdi yoksa Crownie de Lux tarafından kıçına tekmeyi yiyecekti. Lux yavaşça Val’e yaklaştı ve George’a saçma bir hareket yaparsa kötü şeyler olacağını belirten korumacı bir tavırla Val’i kolları arasına aldı. “Hayır tatlım hiçbir yere gitmiyoruz. Belli ki bu beyin..." dişlerini gıcırdatarak "...YAPMASI GEREKEN açıklamalar var,” derken en tehditkâr hâliyle Crownie’ye bakıyordu. Val’i yeteri kadar sakinleştirdiğini düşündüğünde tekrar sandalyesine geçti ve Crownie’ye kızgın bakışlar atmayı sürdürdü Luxa. Birilerinin gözünü korkutmak en iyi becerdiği işlerden biriydi. Aslında en iyi becerdiği işler saymakla da bitecek gibi değildi ama şimdi kendi kendine övünecek zaman da değildi. Çözmesi gereken bir dava çilli burnunun ucunda duruyordu. Lux sigarasının son fırtını çekip Crownie’nin yüzüne doğru bıraktı içindeki dumanı ve kül tablasında sert bir şekilde söndürdü sigarasını. Belli ki bunu hak etmişti, belki de daha fazlasını. Dinleyecek ve görecekti.

_________________


çünkü ışın spr yetenekli bi insan:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Geri: Kader   Ptsi 25 Ağus. - 12:15:19

Hayatındaki en büyük dileklerinden biri yerine gelmişti Crownie'nin. Bunun için Luxa'ya ne kadar teşekkür etse dahi az gelecekti. Karnındaki hareketlenmeler, gözlerinin tamamen Valeria'ya kilitlenişi, mekanın loş havasının yerine gelen sonsuz boşluk ve kadınının gözlerinde kaybolmak... Tek kelime etmeden her şeyi boşverip direkt olarak kadınına odaklanmıştı büyücü. Ağzından çıkabilecek tek bir kelimeye odaklanarak onun için sınırsız hayaller kurarak zamanını geçiriyordu. Daha sıcak bir atmosfer vardı Üç Süpürge'nin kasvetli salonunda, belki de öyle geliyordu büyücüye. Hayatı boyunca beklediği an gelmiş, ömrünü birlikte geçirmek istediği kadın tam karşısında ve yeniden ona umut dolu gözler ile bakmaktaydı. Bu sefer batırmayı kesinlikle düşünmüyordu, onun için ömrünü verebilirdi, hiç çekinmeden. Şaşkın bakışlarla kadınının ağzından çıkan kelimelere odaklanmışken sağ elini viski bardağına uzatarak sonsuz susuzluğunu biraz olsun bastırmak için viskiyi yakaladığı gibi dudakları ile buluşturdu. Büyük bir yudum alarak önce dilini mayhoş eden tadı ve arkasından boğazından aşağıya inerken vermiş olduğu yanma hissiyatını yaşıyordu. Bardağı yavaş hareketlerle dudağından uzaklaştırarak masanın kendine ayrılmış olan bölümünün sağ tarafına doğru yerleştirdi. Luxa'ya söyleyecekleri bitmişti genç bayanın, George'un yüzünde ufak bir tebessüm belirmişti, istemsizce. Büyücü hala umut dolu bakışlarını sergiliyordu kadınına doğru ve her şeyin güzel olacağını hayal ediyordu. Dört senedir beklediği muhteşem karşılaşma şu an biraz daha rahatlatıyordu onu, yavaş yavaş ve temkinli adımlarla ilerlerken. Valeria büyücünün konuşmasına cevap vermeye başladığında kilitlenmiş bir şekilde kadınına odaklanarak ağzından çıkan her kelimeyi sanki aklına kazırmışcasına dikkatli bir şekilde dinliyordu. Valeria her zamanki gibi haklıydı ve George zorlu bir konuşma yapacağının farkına varıyordu yavaş yavaş. Dört yıl boyunca hiç uğramadan birinden beklemesini istemek, ucunda ölüm dahi olabileceği bir durumda habersiz bırakarak ondan sadece beklemesini rica etmek, bu gerçekten bencillikti. George kabul ediyordu bunu fakat geçmişinde yaptığı tek hata bu değildi, bu konuda bir şeyler yapması gerekiyordu ve kendini tam hazırlamıştı ki, genç bayan yeniden konuşmayı sürdürdü. Güvensizlik, evet bu durum gerçekten ilişkilerinin boyutunu oldukça değiştirecekti fakat büyücü her şeye rağmen bunu başarabileceğine inanıyordu, hiçbir şekilde üzmeyecekti hayatının kadınını. Gözlerinden yavaş yavaş yaşlar süzülmesini görünce içi parçalanmıştı büyücünün. Saçının tek bir teline zarar vermekten korkarken ağlamasına sebebiyet vermişti, gözlerinin dolmasına neden olan manzara buydu büyücünün. Kendinde konuşacak hal bulamayışının nedenini bilmiyordu artık. Kadınının gözleri önünde kendisinden nefret etmesi, üzerine göz yaşı dökmesi büyücünün kendisini Azkaban'da müebbet yemiş büyücülerden daha suçlu hissettirmişti. 'Ben tam bir gerizekalıyım!' diye bağırmıştı içinden, tüm iç organlarınca yankılanan bir ses tonuyla. Fakat dışında gözleri dolmuş, suçluluk duygusu nedeniyle tek kelime dahi edemeyen, her şeyin güzel olmasını dileyen bir adam vardı.

Tüm bu iç çekişmeleri yaşarken genç bayan hareketlenerek yeniden Luxa'ya dönmüştü. Duymak istemediği tek şeyi duyduğu anda büyücü de hareketlenerek cevap verecekti ki, Luxa daha önce davranmıştı. Tehditkar ama bir o kadar da etkileyici bir konuşma ile George'u tamamen duruma odaklamayı başarmıştı. Gerçekten iyi bir dost olduğunu düşünüyordu ve içten içe ona teşekkür ediyordu. Luxa konuşmasını bitirdiği anda kendisine gelmesini anlayarak toparlandı, yapacaklarını ve söyleyeceklerini kafasında şekillendirmek istedi fakat bunu başarabileceğinden emin değildi her zamanki gibi. Yaptığı planlar hiçbir zaman işe yaramamıştı büyücünün. Bu nedenle her zaman hayatın ona gösterdiklerini yaşamayı tercih etmiş, önüne çıkan fırsatları ona göre değerlendirmişti. Valeria'yı kaybetmek istemiyordu ve yeniden onunla olmak için elinden gelenin en iyisini yapacaktı. Kendisinde o güveni hissettiğinde ve bunu yapmayı başarabileceğini düşündüğünde son toparlanma ile söze başladı. Öncelikle Luxa'ya dönerek "Teşekkür ederim. Haklısın açıklamam gereken durumlar var. Ve şunu söylemek istiyorum, sen gerçekten iyi bir dostsun." demişti. İçindeki her şeyi dışarıya vurarak dürüst bir şekilde içinden geçenleri anlatacaktı büyücü. Bu konuda yapılabilecek tek şey net olmak, daha fazla vaat ve yalan olmadan mükemmel ilişkiyi bulabilmekti. Dört yılın verdiği özlem ile birlikte Valeria'ya döndüğünde ikisinin de gözleri ıslaktı ve o an anlamıştı Crownie. Hayatını geçirmeyi gerçekten istediği tek kadını, onun için her şeyin anlamı olan, sadece hoşlantı değil, tamamen aşk beslediği ve kendisinin bir parçası olan kadını görüyordu artık. İçinden geleni yaparak, ellerini kadınının ellerine doğru uzatarak onları sıkıca tuttu, hiçbir zaman bırakmak istemezcesine. Ellerinin sıcaklığını hissederken, bu hissiyatı ne kadar özlediğini fark ederek gözlerini özlem duyduğu gözlere kenetledi. Ve titreyen bir ses tonu ile konuşmasına başladı. "Val... Biliyorum bu senin için gerçekten zor bir durum ve senin için ne kadar zorsa bil ki benim için de öyle. Senin yanından ayrıldığım günden beri kendimi hep yarım hissettim. Kalbimi, en değerli şeyimi bıraktım o evden giderken. Ruhum bedenimden ayrılmıştı ve seninleydi o dört sene boyunca. Bana..." Sesi daha da titrek bir ton almıştı, dolan gözlerinden yaşlar akmaya başlayıp, yanaklarını kalbine ulaşmak için bir yol olarak kullanırken. Kendisini toparlayıp yeniden konuşmayı sürdürdü. "Bana güvenmemeni anlıyorum, çok büyük aptallık ettim bunu kabul ediyorum. Ama seninle yeniden karşılaşmak gözlerimin perdesini kaldırmama olanak sağladı. Güneşi gördüm, mevsimleri hissetmeye, sevmeye başladım yeniden. Sarhoş olmak denilen durum sanırım bu. Hayata yeniden doğdum seni görünce. Lütfen beni bu duyguları yaşamaktan mahrum bırakma. Seni sensiz yaşamak oldukça güç benim için, dört senedir bu anı bekliyorum. Ve seni seviyorum."

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kader   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kader
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Büyücü Mekanları :: Hogsmeade :: Üç Süpürge-
Buraya geçin: