Merhaba

Foruma Hoşgeldiniz

Kayıt Olduktan Sonra Rütbe Seçmelisiniz. Ve Daha sonra Lejant Oluşturmalısınız;



 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 lleana.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
lleana Mıhaı
Slytherin V. Sınıf
Slytherin V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Taraf : Kendisi.
Kişisel Özelliği : Çingene.

MesajKonu: lleana.   Salı 5 Ağus. - 23:11:53

    İrkildi. Başını okuduğu kitaptan kaldırdı ve okumaktan kızarmış gözleri kütüphanenin penceresine takıldı. Görebildiği tek şey siyahtı. Bir kuzgunun tüyleri kadar koyu ve gece kadar lanetli. Gece. O burada bir kitabın oynak dizelerinde başkalarının maceralarına tanıklık ederken yelkovan akrebi kovalamış ve güneş çoktan batmıştı. Harfler kelimeleri, kelimeler cümleleri, cümleler paragrafları ve paragraflarda sayfaları oluştururken beden olmaktan çıkıyor, yalnızca ruh olarak anlam kazanıyordu dünyadaki varlığı. Bu gibi zamanlarda olan biten hiçbir şeye tanıklık ettiği söylenemezdi ancak ironik bir biçimde fiziksel olarak eylem gösterdiği zamankilerden daha çok yaşadığını hissediyordu böyle saatlerde. Bakışlarını pencereden ayırdı ve gerindi. Saatlerdir sert, tahta bir sandalyede oturmaktan uyuşmuş olması gerekiyordu vücudu. Ama hiç de öyle hissetmiyordu. Son birkaç saattir bir et yığınından daha fazlasıydı çünkü, okuduğu kitaptaki ana kahramanın tenini ısıtan güneş, saçlarına karışan rüzgar, en çok da rüzgar. Özgür, asi ve dinginsiz. Bazen öfkeli bir fırtına bazense ılık bir meltem. Aniden önündeki kitabı kapattı. Siyah, deri ve eski cildinde ince, kemikli parmaklarını usulca dolaştırıp vedalaştı bir dostla vedalaşır gibi. Görevli hariç başka hiç kimsenin kalmadığı kütüphaneyi sessiz adımlarla geçti. Alıştığı kitap kokusundan mahrum kaldığı koridorlar rahatsız ediyordu cadıyı, artık dikkati tümden dağılmıştı. Duvarda tüm heybetiyle asılı duran sarkaçlı, gri bir saat ilişti bakışlarına. Herkes büyük salonda, değillerse de büyük salona gidiyor olmalıydılar; yemek saatiydi. Cüppesinin kukuletasını başına geçirdi ve araziye ulaşmasını sağlayacak kestirme bir sapaktan sağa döndü. Kim olduğunu ele veren tek şey omuzlarına oradan da gerdanının iki yanına dökülüp cüppesinin koyu rengiyle tezat oluşturan saçlarıydı ama Lyra hızlı adımlarla yanlarından geçip giderken kimsenin onu durdurup, lafa tutmaya ihtiyaç duyacağını düşünmüyordu. Nitekim öyle de oldu. Serin bir yaz gecesi, okul arazisini örten karanlık anaç bir anne misali kendisini karşılarken hiç kimse tarafından durdurulmamıştı. Memnuniyetle yasak ormanın okul arazisine yakın bir köşesinde göğe doğru yükselen, heybetli bir ağacın köklerinin arasında kendisine yer buldu. Donuklaşmış ve ay ışığının vurduğunca aydınlanan haki yeşili gözleri bir noktaya sabitlendi, karanlığın içerisinde anlamsız bir yere. Anılar zihnini pervasızca kuşattı. Zalim, acımasız bir komutanın askerleriymişçesine. Yapabileceği hiçbir şey yoktu, savunmasızdı. Oturduğu yerde eylemsizce gece oldu, karanlık oldu, havada asılı kalan pus oldu. Ve zaten birebir yaşadığı bu filmi bir kere daha izlemeye başladı.

    * * *

    “Ayin saatini kaçırmak üzeresin, uyan Stauss.”
    Sessizlik.
    “Hey! Kime diyorum ben. Pazar ayinleri yetimhanedeki tüm çocuklar için zorunludur. Dünyadaki tüm insanlar için! Zamanında ya da değil, bu ayine katılacaksın!”
    Sessizlik.
    “Seni küçük şeytan! Kalk yoksa seni-”

    Rüya gördüğünü sanıyordu, oysa ki rüya görmüyordu küçük kız. Bir kabusun içindeydi. Yetimhane müdiresini karşısında gördüğünde hiç şaşırmadı zira kadın konu Lyra olduğunda kıza rahatsızlık vermek için oturduğu deri koltuğundan -Lyra’ya göreyse demir tahtından- kalkacak kadar alçakgönüllüydü. Uyku mahmuru bakışlarını kadının sıkı sıkıya toplanmış saçlarında, dikdörtgen biçimindeki gözlüklerinde ve belli ki öfkeden al basmış beyaz yanaklarında dolaştırdı. Kendini bildi bileli Pazar en nefret ettiği günlerden olmuştu. Çünkü en az kilisedeki ayin kadar gelenekselleşmişti kendisinin ayine katılmama konusundaki direnişi ve müdirenin tamda tersinin gerçekleşmesi konusundaki ısrarı. Üzerindeki kolalı çarşafdan kurtuldu ve çıplak ayaklarını demir karyoladan aşağıya sarkıttı. Miss. Bumble başında dikilmiş sanki tüm nefretiyle bakarsa Lyra yok olabilirmiş gibi bakıyordu kızın gözlerine. Dağılmış, altın sarısı saçları ve kısılmış gözleri, sersem bakışlarıyla küçük bir kız çocuğu ne kadar sevimsiz olabilirdi ki? O nefret dolu bakışlarla karşılaşan kız, küçük, mide bulandırıcı bir haşereymişçesine hissediyordu kendisini. Etrafına bakındı, kendisininki hariç tüm yataklar boştu. Belli ki tüm çocuklar saat dokuzda başlayacak ayine katılmak için erkenden kalkıp, tanrının huzuruna çıkmak üzere en düzgün giysilerini giyinmişlerdi. Miss. Bumble’ın da yapmayı planladığı bu olsa gerekti ve randevusuna geç kalmasına neden olduğu için bugün Lyra’dan her zaman olduğundan daha çok nefret ediyor olmalıydı. Küçük kızın takip edemeyeceği kadar çabuk bir hamleyle eğildi ve kızın kulağına kumral tenini kıpkırmızı yapacak kadar asılıp öfkeli bir yılanın tıslamasını anımsatan bir tonda mırıldandı.

    “Beş dakika içinde kilisedeki sırada yerini almış olacaksın. Eğer seni diğerleriyle birlikte ilahilere eşlik ederken göremezsem bu defa yanımda cetvelimi de getireceğim.”

    Müdirenin cilalı zeminde uzun topuklarını tıkırdatarak ilerleyip, yatakhaneyi geçmesini sessizce izledi. Kendisine artık komik bile gelmeyen saçma bir tapınmaya katılmak istemiyordu. İki senenin sonunda artık yediği dayaklar da umurunda olmamaya başlamıştı. Fark etmişti ki her defasında canı bir öncekine nazaran daha az acıyordu ancak müdirenin kendisine duyduğu öfke arttıkça vücudunda kalan izler de artıyordu. İstemeye istemeye de olsa hazırlandı ve kendisine denilen süre içerisinde avludaki küçük kiliseye ulaştı. İçeriye girdiğinden kimsenin haberi olmamıştı, tek bir kişi hariç ve belli ki Miss. Bumble’ın da bakışları saniyede bir kilisenin kapısına kayıyordu, kendisine dayak atmak için ne kadar hevesli olduğunu bilmeyen kalmamıştı artık. Arkada, diğer çocuklardan uzak bir sıraya oturdu. Lyra gibi henüz ayakları yere bile değmeyen çocuklarla doluydu içerisi ve yetimhane görevlilerine göre hepsi tanrı aşığı olarak yetiştirilmelilerdi. Eski bir kürsüdeki papaza eşlik edip, kendilerince dualar mırıldanarak kendilerini kurtardığı için İsa’ya şükranlarını iletiyorlardı. Lyra’ya göre ise eğer tanrı gerçekten var olsaydı bu iğrenç yere hapsolmuş olmazdı. Arada bir yetimhanenin avlusunu bir durak olarak kullanan, imrenerek izlediği kumrular kadar özgür olurdu ve istediği her yere uçar, aklına yatkın olmayan hiçbir şeyi yapmak zorunda kalmazdı. Şu an bile ahşap sırada oturup, ayaklarını sallandırırken ve sanki çok ilgileniyormuş gibi papazın vaazını dinlerken üzerinde hissettiği bakışlardan uzak olurdu. Öylesine sıkılıyordu ki uzun dakikaların sonucunda dünya üzerinde sevemeyeceği tek kitabın İncil olduğu kanısına vardı. Ön sıralardaki çocuklar tek sıra halinde papazın kürsüsüne yaklaşmaya başladığındaysa oturduğu yerden kalktı ve uysal bir şekilde sıraya girerek sıranın kendisine gelmesini bekledi. Müdire yardımcıları ve diğer görevliler kendilerine ayrılan özel masalarından memnuniyetle öğrencileri izliyor, Miss. Bumble ise bir haftadır beklediği randevusunun keyfini çıkartarak Lyra’yı görmezden geliyordu. Belki de Lyra için ayinin en hoşnutsuz olduğu kısmı buydu. Şarap ve ekmek. İsa’nın kanı ve bedeni. Diğer çocukların da bundan tiksindiğinden öylesine emindi ki ama hiçbiri korkusundan seslerini bile çıkaramıyorlardı. Nihayet sıra kendisine geldiğinde düşüncelerinden sıyrıldı. Papazın elindeki ekmeği alıp kadehden bir yudum içmek yerine duraksadı, kürsünün hemen sağ tarafındaki masada herkesin bakışları kendisindeydi, biliyordu. Müdireye yapmacık bir gülümseme gönderdi ve başını kaldırıp bakışlarını kilisenin cam tavanına çevirdi. Herkesin duyabilmesi için sesini olabildiğince yüksek tutuyordu.

    “Sevgili tanrım, lütfen Miss. Bumble’ın artık bir sevgili bulabilmesini sağla! Çünkü bana kalırsa onun tek sorunu bu. Eğer bir sevgili bulabilmesini sağlarsan benimle ve hatta seninle uğraşmayı bile bırakabilir ve bu kulağa baya karlı bir anlaşma gibi geliyor. Amen!”

    Arkasında şaşkın bir papaz, öfkeli bir grup ve şaşkın çocuklar bırakarak kiliseden koşarak çıktı, gülümsüyordu. Yiyeceği dayak için endişelenebilirdi ancak şimdi yetimhane binasının arkasındaki arazide minik ayaklarının el verdiğince koşuyor ve saklanacağı uzun otların arasında kendisini biri bulana kadar özgür hissediyordu.

    * * *

    Aniden perde kapandı ve oyun bitti. Renkli anıların yerini tekrardan gecenin puslu karanlığı almış ve gerçekliğin nahoşluğu genç cadının omuzlarına kasvetli bir ağırlıkla çöküvermişti. Çoğu gencin aksine yaşayacaklarından ziyade yaşadıklarından endişe duyuyordu Lyra. Gelecek kuşkusundan ziyade, geçmiş kuşkusu taşıyordu kabuslarında. Geçmişten gelen kendi hayaleti usulca fısıldadı kulağına. Birisi seni bu yaşlı ağacın dibinde bulana dek özgürsün, ormana ve hiçliğe ayak uydur, bunun tadını çıkart…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
George Crownie
Unutturma Dairesi Başkanı
Unutturma Dairesi Başkanı
avatar

Gerçek Adı : umut.
Mesaj Sayısı : 202
Kan Durumu : a rh +
Taraf : own my way.
Kişisel Özelliği : . cesur.
Rp Partneri : val.
Özel Yeteneği : animagus (kurt)
Evcil Hayvan : bukalemun

MesajKonu: Geri: lleana.   Salı 5 Ağus. - 23:40:20

RP Puanınız: 94
AteşOku RPG'ye Hoşgeldiniz, Keyifli roller dileriz.

_________________

best görl ever!!!


::..¨..:::
 




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://atesokurpg.roleplaylife.net
 
lleana.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Karakter ve Rol Dünyası :: Oyun Vadisi :: Seviye Belirleme-
Buraya geçin: